26 Ocak 2014 Pazar

Tiyatro Yanetki’den Tavşan Deliği ve Paralel Evrenler

Tavşan deliği denince akıllara önce  Alice Hârikalar Diyarında  ve aceleci tavşanı gelir. Tavşan sürekli saatine bakar ve hep bir telaş içindedir; “Geç kaldım geç kaldım” diye koşuşturur. Alice, tavşanın peşinden deliğe girer ve hârikalar diyarına çıkar. Eser 1865 yılında Lutwidge Dodgson(Lewis Carroll) tarafından yazılan kurgu romandır.  Dodgson yazar, matematikçi, mantıkçı, din adamı ve fotoğrafçıdır.

1884’de  Edwin A. Abbott  “Flatland: A Romance of Many Dimensions” ı (Düz Dünya- Çoklu Boyutun Romansı)  yazdı.

1895’de H.G.Wells  “The Time Machine”i(Zaman Makinası) yazdı ve zaman boyutunu tartıştı.

Kuantum fiziğinin babası sayılan Neils Bohr 1885 – 1962 yılları arasında yaşadı.

''Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir.'' sözü 1894-1963 yılları arasında yaşamış olan Aldous Leonard Huxley’e aittir.

Paralel evrenler ile ilgili yorum, Hugh Everett III tarafından 1957 senesinde ileri sürüldü. Teori yıllar sonra aynı üniversiteden Max Tegmark tarafından yorumu destekleyen kuantum intiharı ve kuantum ölümsüzlüğü deneyi ile birlikte popülerlik kazandı.”

“Big Bang” teorisinin ilk temeli olan “evrenin genişlemesi” konusunu öne süren Georges Lemaître (1894 –  1966) papaz, astronomi uzmanı  ve fizik profesörüdür.

1942 doğumlu Stephen Hawking’in “kara delik” teorisini bilmeyen yoktur sanırım.

“String theory” (Sicim teorisi) ilk olarak 1960 yılında ortaya atılmıştır.

“Membrane” Teori Sicim teorisinin (”String Theory”) devamı sayılır.  1995 yılına aittir.

Lisa Randall partikül fiziği ile ilgili kendi adıyla anılan teorisini 1999’da yayımladı.

Evrenin yaratılışı üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. BBC’nin konuyla ilgili belgeselini konuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.  http://www.youtube.com/watch?v=_qJ00voGAFs

“Tavşan deliği”nin sanattaki yansımaları üzerine okuduğum şu yayını paylaşmak isterim: (http://www.usasabah.com/Guncel/2012/10/03/tavsan-deligi-zihin-kontrolu-mumkun-mu)
Tavşan deliği öteye “karanlık taraf”a doğru bir açılım. Temelleri çok derinlerde.” Harry Potter, Da Vinci'nin Şifresi, A Clockwork Orange, Star Wars, Matrix serisi, Lost, Heroes, Yüzüklerin Efendisi, Transformers, Alice Harikalar Diyarında gibi metafizik gizemler içeren pek çok eser ve yapım tavşan deliği başta olmak üzere, neredeyse bilinen her türlü ezoterik sembole göndermeler yapıyor….. 1999 yapımı The Matrix filminin meşhur follow the white rabbit / beyaz tavşanı izle repliği bir labirent girişinin anahtar cümlesi aslında. …  Transformers üçlemesinin son filmi olan Dark of the Moon'un bir sahnesini burada anmak istiyorum. Yıl 1969…… Koca bir dolgu tavşan oyuncak baş gösterir, görünen ve görünmeyen taraf tavşan deliği göndermesi ile kombine edilir

Yazar (Mustafa Odabaşı) yazısıda “zihni kontrol eden dünyayı kontrol eder” derken benim aklımı sürekli  kurcalayan bir soruya gelir:  ” birileri beynimizde kalıcı izler bırakmaya çalışıyor olabilir mi?”  ve bağlar: “Günde ortalama 5 saat TV izleyen Türk toplumu, dayatılan diziler, eğlence programları, yarışmalar, tartışma ve müzik programları sayesinde açık bir zihne sahip olma lüksünü yitiriyor.”

Tavşan deliği” deyip geçmeyin işin ucu çok derinlerde yâni.

Alice bir yere gitmemiş olabilir, belki de bir ağacın altında  rüya görüyordur. Dünyanın bir rüya olması antik bir konudur, tüm uygarlıklarda bir ipucu bulursunuz. Bu noktada da dinlerin, tasavvufun alanına dalmış olursunuz. Zaten konunun çıkış noktasında ve gelişmesinde din adamlarının rolünün olması hiç de yadırgatıcı değildir. Konu Hint mitolojisine kadar gider. Plato’da öteki dünya kavramını görürüz.

Konunun temelinde “Kuantum mekaniğinin yorumlarından biri”  “paralel evrenler” var.  “Paralel” bugünlerde çok popüler bir kelime. Keşke “paralel evrenleri” konuşuyor olabilseydik. “Paralel”in gündeme düşmesinden çok önce seyirci ile buluşmuş olan “Tavşan Deliği” bize bu olanağı veriyor. Edebiyatın sağaltıcı gücüyle içine düştüğümüz karanlıklardan hârikalar evrenine çıkabiliriz (belki de) Biz de Becca gibi “Şu anda bir yerlerde çok güzel bir vakit geçiriyorum” diyebiliriz kim bilir?

Bir tiyatro oyun yazısında bu kadar “derine dalmamı” merak edenler  vardır mutlaka. Ama bir tiyatro yazarı(David Lindsay-Abaire)bilimsel bir tartışmayı(“paralel evrenler”)  “teselli edici” olarak kullanıp oyunun düğümünü çözüyorsa bundan öğrenmemiz gereken şeyler vardır. Oyun yazmak sadece dialog yazmak, üçüncü sayfa haberini dialog haline getirmek değildir. Tavşan Deliği’nin bu açıdan genç yazarlara yol gösteren bir metni vardır.  Metin senaryo gibidir. Bağımsız gibi görünen  sahneler içinde bütüne hizmet eden replikler vardır. Bunlar açık ve nettir. Seyirci atlamalı hikâyenin ip uçlarını her sahnede yakalayarak bütüne yürür.  Metnin beş kişisi temel  olayın tarafları olmakla birlikte hepsinin ayrı ayrı içinde olduğu  farklı çerçeveler vardır.  Bu çerçeveler kesişerek ortaya farklı bir resim çıkar. Anne ile kızın benzer acıları bize dünü ve yarını ve de acıların zaman içinde yaşayacağı değişimleri de gösterir.

Hemen belirtmeliyim ki bu piyesin başarısında öncelikle yönetmen var. Serkan Üstüner metnin özelliklerini  duymuş ve ona göre bir bütünlük oluşturmuştur. Genel olarak sade, yalın, duru  bir anlatım biçimi seçmiş. Oyunculukların öne çıkmasını sağlamış. Bu dekor- kostümde(Müge Tatarer Barman), müzikte(Ah!Kosmos), ışıkta(Deniz Karaoğlu) kendini gösteriyor. Öte yandan oyuncu seçiminde yâni ekip oluşturmadaki isabet çok belirgin.  Tüm oyuncular(Melike Güner, Faruk Barman, Füsun Erbulak, Öykü Başar, Yağız Can Konyalı) rollerin fiziksel özelliklerine (fazla ileri gitmiş olmazsam ve biraz da çekinerek yazıyorum) ruh hâllerini içlerinden hemen çıkarabilecek yaratılışta gibi. Elbette beş oyuncu da “iyi oyuncu” ve de rollerin yorumlanmasında onlardan isteneni kolaylıkla kavrayabilecek  ve yansıtabilecek yetenekte. Ekip içindeki uyum da başarıyı pekiştiren bir özellik. Oyunun başarısı doğal ve inandırıcı olmaktan geçiyor. İllâ ki bir çöp aramam gerekirse park sahnesinin ev dekorunun içine fazla girmiş olmasını söyleyebilirim ki bu da -böylesine küçük mekânda ışığın kullanımındaki engelleri de hesaba katarak- kaçınılmazdır. Ayrıca Howie’nin bir başka kadınla olan ilişkisi metinde geçiştirilmiş gibi geldi bana. Howie’nin karısına bağlılığı “apaçık” ortaya çıkmıyor. 

Yazımda Melike Güner’e ayrı bir paragraf açmak gerekir diye düşünüyorum. Güner’in etrafa yaydığı bir “aura” var ve sanıyorum bu çevresindeki oyuncuları da etkisi altına alıyor. Bir an için onun olmadığını düşündüm ve anladım ki oyun çok şey kaybederdi.  Bu oyunun mihver kişisi de Becca zaten. Melike Güner çok iyi bir Becca.

Oyuna emeği geçen diğer kişileri de anmak isterim.  Sinem Üstüner (Afiş ve Broşür Tasarım), Onur Delikurt ve Devrim Doğuş Akbaş(Proje ekibi), Serkan Gülşen(Fotoğraf ve Teaser) 

Tavşan Deliği’ni seyredin, pişman olmayacaksınız.

Ben bu yazıya “ilgisiz” bir son yazmak istedim.

 “Tavşan deliği”ni  1895’de aynı zamanda papaz olan bir yazar gündeme getirmiş. Bilimden beslenen ve de bilime yol gösteren edebiyatın gücünü düşünün.  Osmanlı 1577’de kurduğu rasathaneyi 1579’da ‘fetva’ ile yerle bir etmiş. Mirasımızdaki “kara deliği” düşünün. “Tavşan deliği”ni takip ederek “hârikalar dünyasına” dalmak yerine “zihnimize mukayyet olma hâli” ile yaşıyoruz. “Paralel bir evren”de bir benzerimizin olması hayâli bile çok zor. Galiba hayatımızda “tavşan pisliği”nin yeri daha fazla.

Derin acıları avutmanın zihinsel bir faaliyet olduğunu bilerek, zihinlerimize çok hassas davranmak onu fuzuli işgallerden kurtarmamız gerekmez mi?  Zihninize sahip çıkın, başkasının kontrolüne vermeyin, , onu kendi iradenizle kara deliklere gönderin. Ama  girdiğiniz “Tavşan deliği”ne dikkat edin daldığınız karanlık çok derin olabilir. “Tırtıl”ı bulamazsanız? Belki de daha iyi..

Melih Anık

Yazıyı yazarken yararlandığım kaynaklar:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme