20 Mart 2013 Çarşamba

Vardiya Oyuncuları’ndan Civan Canova “Aydınlığı”: Kızıl Ötesi Aydınlık

            “Yaşamak. Tek arzum bu. Kendimce. Bir Maranta çiçeği gibi

Kızıl Ötesi Aydınlık’ın ilk hâlini yazıp tamamlamıştım ki Ezgi Atabilen’in Civan Canova ile yaptığı röportaj yayımlandı  Hürriyet Keyf’de(17 Mart 2013). Civan Canova o anda masamda yayımlanmayı bekleyen  iki oyununu(Kızıl Ötesi Aydınlık ve Evaristo) anlatmış açık açık. İçimden keşke anlatmasaydı diye geçirdim. Onun kendi oyunlarını yönetmesini de doğru bulmadığımı söylemiştim yüzüne.  Zira yönettiğinde metnin zenginliği içinden çıkabilecek farklı “okumalara” kapılar kapanmış; şimdi de oyunlarını anlatarak seyirciyi şartlandırmış oluyordu. Oysa o “seyircilerin/okurların hayâl gücüne teslim etmemiş” miydi oyunlarını?


Bir hafta içinde Canova’nın iki oyununu arka arkaya seyretme olanağı buldum, önce Kızıl Ötesi Aydınlık sonra Evaristo. Kızıl Ötesi Aydınlık’ın yazılma tarihi 1996, Evaristo ise 2013 tarihli en son oyunu. Arada nerdeyse 20 yıl var ama her iki oyun da Civan Canova’nın ruhunu yansıtıyor. Bu oyunları yazmak için Canova’nın çoğu  oyununu okudum. Yazarını bilmeseniz bile tüm oyunların aynı kişiye ait olduğunu hissedersiniz.  Onu böylesine “özel” yapan ne?

Civan Canova oyununda “Fransa sarayında tuvalet yok”,” dünyayı sırtlayan Herakles”, “can yoldaşı kurt köpeği”  gibi bilgiler ve de “korkaklık çağdaş bir kusurdur”, “Alman kurdu olduğunu bilmeyen Alman Kurdu” “Maranta olduğunu bilmeyen Maranta”, “insan aynı lokmayı yiyemez” “her yurttaş mantığını istediği gibi yürütme hakkına sahiptir” “düşünmek eşittir yapmak” “ olumsuzlukların doldurulduğu bir çöp kutusudur hayat”gibi sözler  ve de oyunlarla renkleyip zenginleştirdiği kendine ait bir dünya kuruyor.  Diğer oyunlarında da benzer kurguyu görürsünüz. Özellikle tiyatrodan beslenen bu kurgu daha küçüklükten sahne ve tiyatro ile haşır neşir olmuş biri için çok doğal. İçinde tiyatro olmayan oyunu yok gibi.

Canova samimiyetinden şüphe etmeyeceğiniz bir kişi. Son derece hızlı düşünüyor ve çok hızlı olarak konudan konuya çağrışımlarla geçiyor. Çağrışımlar onun birikiminin zenginliğini ve derinliğini  gösteriyor.  Bu zenginlik, hiç ilgisiz gibi görünen iki konunun bağlanmasına neden oluyor. İlk duyduğunuzda “ne alaka?” diyeceğiniz bir bağ, unutmayıp hatırlarsanız –zira o tür bağlar bombardıman gibi arka arkaya geliyor-  çakan bir şimşek gibi sizi mest eden bir akıl oyununa dönüşüyor. Bu özelliğin yazar açısından kötü bir tarafı da var tabii, yeterince anlaşılmamak. Öte yandan daldan dala atlarken yazarın  kendi zihin dünyasına normal gelen bir olay zinciri, normal yaratılmış insan zihni için takibi zor ve yorucu  ve de bir yerden sonra ucu bırakılan bir beyin jimnastiği oluyor. Oyunun derinliğine ad bulmak zorlaşıyor ve bence Canova’nın oyunlarının hak ettiği derinlikte değerlendirilmesine engel oluyor. Bu nedenle örneğin Kızıl Ötesi Aydınlık’ın neden “kızıl ötesi” olduğunu düşünmeden oyun , “biri ötekinin yaşlılığı/gençliği olan iki insanın konuşmaları” diye özetleniyor. Hatta sonda hatırlatmasa oyunun, öldürülmüş iki genç insana yazılmış bir ağıt olduğunu da kolaylıkla atlarsınız. Bunda elbette yazarın da kabahati var. Zira oyunları zaman zaman odaklanma sorunu yaşıyor; içinden birden fazla oyun çıkacak bir oyun aynı sandığa tıkılmış çeyiz bohçaları gibi kırış kırış kalabiliyor ya da sandığın dibine ulaşmak da zor olabiliyor. Ben Civan Canova’yı yakaladığı bir fikri yazmak için makinasının başına oturmuş ve yazarken dünyayla ilgisini kesmiş olarak hayâl ediyorum. Günler(belki de aylar) sonra birisi onu zorla çekerse gerçek dünyaya dönüyor ve o sırada da oyunu bağlaması gerektiğini düşünüyor.  Kendisi de söylemiş “Oyun yazarken klavye üzerinde parmakları frene basmakta zorlanıyor”. İlkin çok farklı nedenlerle oturmuştum masa başına “Ful Yapraklarını” değil başka şeyleri yazacağımı umuyordum” ifadesinden yola çıkarsak ilk cümlesinin havaya fırlattığı fişeğin ne renk ve şekilde “havai” olacağı kestirilemiyor. Zaten o da demiyor mu “Bazen sinirlendim yazara lafı uzattığı için

Kızıl Ötesi Aydınlık bu durumdan nasibini almış bir oyun. Oyunun akışını belirleyen sıralamanın dönüm noktaları  şöyle: Şiir, gazete fotoğrafları , Yaşlı Adam’ın anı defterini  okuması ve de en sonda basılı metinden farklı olarak oyunun çıkış noktası olan olayın Civan Canova’nın sesinden duyulması. Bu dönüm noktaları arasında “oyun”lar var. Ayrıca oyun içinde paranteze alınmış sahneler yaratılmış.(Fikri sabit, teşrifatçılık vb)  Katmanları çok bir oyun bu.  İlk iki dönüm noktası soyut ve sanki bulmaca içersin istenmiş gibi. Oyun sonunda olay aydınlanıyor. Ama bence çok geç. Zira oyun sonunda olayın anlaşılmasına kadar geçen süre içinde nedeni çok da iyi anlaşılamayan Genç Adam- Yaşlı Adam  hesaplaşması sayılabilecek oyunlar var. Önceden ve de sonradan oyunu okumamış biri için tüm o oyunlar ilk bakışta piyesi “varyete” haline getiriyor. Seyirci salondan çıktığında elbette olayı anlayacak ama oyun içindeki oyunların nedenini, neyi anlatmak istediğinin farkına varamama, lezzetine ulaşamama  riski ile karşı karşıya.  Genç Adam’ın dünyayı unutması için oyunlar oynanması,  Yaşlı Adam’ın  oyunlara saklanması gibi şahane bir metaforu hemen algılayamayacak. (Yaşlılığın gençliğini oyunlarla avutması nasıl bir metafor bakar mısınız!) Teşrifatçılıktan başlayıp oyun karakterinin seyirciyle paylaştığını, oyundaki rolün bilmemesi;  tiyatronun sevişmek olması;  Yaşlı Adam’ın Genç Adamı sorgulaması sahnesi;  Othello, İago vb pek çok ayrıntı  şahane dokunuşlar ama maalesef odaklanma sorunu nedeniyle kendi başlarına bütüne hizmet etmekten uzak yapyalnız kalmaktadır. “Fikri sabit” ile başlayan ve “fikri sabit” ile biten sahne de aslında oyunun bütününe çok benzemektedir.  İlk “fikri sabit” bugüne ikincisi düne aittir. Yazar önce fikri ortaya atmakta o fikrin neye bağlanacağı sonda anlaşılmaktadır. Benzer sahne gelişimi “haminne- ‘kendi kendine/kendimle’ - Othello- İago- ambulans-  Genç Adam’ın kâbusu” şeklindeki kurguda da vardır. Seyirci, en son söylenen akılda kaldığı için Maranta çiçeği ile yapılan konuşmayı hatırlayarak salondan çıkacaktır. “Duaçiçeğigillere” ait olan Maranta, oyunun(ve de yazarın) ruhuna uygun ama yükünü çekemeyecek kadar hassas bir çiçektir.

 Ben yüksek bir tepeden kayarak aşağı inerken geçmem gereken kapıları kaçırdığım bazen “neden bu kapıdan geçtim” dediğim  bir hızlı slalom inişi gibi seyrettim oyunu, önceden okumuş olmama rağmen. Sonradan tekrar gözden geçirdiğimde atladığım çok nokta buldum. Bence kendi oyununu kendisinin yönetmiş olması da buna neden oluyor. Her ne kadar budanmış olmasına rağmen bence yönetmenin kıyamadığından ve ona normal gelenin herkes tarafından kolaylıkla anlaşılacağını düşündüğü için oyun anlaşılmayı değil anlatmayı ön plana alıyor. Bana göre Canova oyununu bir başka yönetmen yönetse  -dramaturjik yapısını bozarlar ihtimaline rağmen ki hak veriyorum- her yeniden sahnelenişinde oyunlar bir başka özelliği ile ortaya çıkacak ve  biz aynı oyundan her seferinde bir başka keyif almanın mutluluğuna ulaşacağız.

Vardiya Oyuncuları oyunu şöyle tanımlamış:  “Faili meçhullerin genç bir adamın ruhunda yaptığı tahribat, üzerine yıkılan “aydınlık” hayalleri, 12 Eylül döneminin yarattığı paranoya ve korku atmosferi, şahit olmanın getirdiği suçu paylaşma duygusu, çağdaş dünyanın zalimliğiyle baş edememesi” Bence unutulmuş olan bir ek var: “Civan Canova faktörü”.  Zira Canova bu duyguları kişilerin ağzından sızlanma olarak vermiyor, başka başka olaylar arasında gidip gelirken ortaya bunların çıkacağını düşünüyor. Yukarıdaki açıklamayı okuyan biri için bile kolaylıkla  süzülemeyecek bir durum bu! “Zemin kattaki gamzeli kızın yemyeşil gözlerinin” anı defterini yıllarca işgal etmesi dünde mi kaldı yoksa yarın mı yazılacak? “Ses kayıt cihazları ve kameralarla donatılmış Hamlet’in sarayında Hamlet’in tabancasını şakağına dayayarak intiharı”; “İçindeki kokuşmuş havayı boşaltıp uykuya dalacak komşu”; “Uykuyu öldüren Macbeth”; “Dionizos ayinlerine uzanan teşrifatçılık”; “kendi kendine konuştuğu için ambulansa tıkılan İago”; “Alman kurdu olduğunun farkına varmayan Alman kurdu” anlık olarak hoş ve zeki göndermeler. Ânı hoş geçirip eğlenerek salondan çıkarsınız. “Çünkü dünya kurulalı beri bizler omurgalı saldırganlar güneş tayfındaki belirli renkleri görmek üzere yaratıldığımızı sanmışız. Hiç zorlamamışız kendimizi başka bir renk görebilmek için. Ve sanıyoruz ki evrenin bize göstermek istediği renkler aydınlık bu kadar. Belki de çok uzaklardaki kızıl ötesi aydınlık, samanyoluna bile ulaşmamış henüz. Bu yüzden göremiyoruz onu.”  Kafa yormaya gerek yok

Ama kafa yormak isterseniz, oyunun isminden başlayarak düşünmeye başlarsınız. Çıngıraklı yılanların kafasında ısıya olan duyarlılığı belirsiz olan bir çift kızılötesi algılayıcı çukur bulunur.  Pitonlar, bazı  boa türleri, vampir yarasalar, bazı böcekler , koyu renk pigmentli kelebekler ve kan emici böceklerin de ısıl algılayıcıları var. Kızılötesi ile dürbün hedefi görür kullanıcıyı saklar; bomba hedefini bulur;  kızılötesi ısıtır, bilgi iletir, tabloların alt katmanlarını ortaya çıkarır. Sizin kızıl ötesi algılayıcınız var mı? Varsa ne?

Oyun Genç Adam ile Yaşlı Adam arasında geçiyor ve iki rolün birbirileri ile olan ilişkilerinin değişimine paralel gelişiyor. Bu nedenle her bir rolün kendi içinde yürürken kendi repliğini tonlaması çok önemli.  Oyunun başında her ikisi birbirinden uzak iken oyun sonuna doğru “bir”leşiyorlar. Oyun başında Yaşlı Adam, Genç Adam’a “Öldün sanırım” derken aslında hatırlıyor, kendi kendine konuşuyor. Oyunun başında Genç Adam  “yaşarken”, “hayâl ederken” Yaşlı Adam “hatırlıyor”. Genç Adam , “Yoktun burada” derken gelecekteki kendisi ile karşı karşıya, hesap verir. Genç Adam  aynaya baktığında Yaşlı Adam’ın “Merhaba sevgili görüntüm” repliği sarkastik bir hatırlamadır. Genç Adam aynı zamanda gelecekte benzemeye  korktuğu Yaşlı Adam’ı hayâl eder. Figüran kalmış Yaşlı Adam fikri Genç Adam’ın kâbusu ve gelecek korkusudur.  Yaşlı Adam  “Başkası değilim ben” dediğinde  Genç Adam’ın  “Elbette başkasısın geberesice” demesi kafasında olmaktan korktuğu geleceğine zihninde yaşadığı bir isyandır. Yaşlı adam yaşanmışlığın verdiği rahatlıkla gençliği ile dalga geçer. Yaşlı Adam  ile Genç Adam arasındaki en önemli fark “acıları ifade ediş şekillerinde” görülür.  Genç Adam ne kadar olayların içinde kaybolmuş ise Yaşlı Adam o kadar dışındadır. Yaşlı Adam: “Ben hep gelecekteki yıllarımı düşünürdüm çocukluğumda…”;  Genç Adam: ”öyle bir dokunsam ve büyüyüversem ansızın” replikleri ile oyun içindeki konumları özetlenir. Bu aynı zamanda onları “bir”leştiren bir repliktir de. Birleşme Genç Adam’ın  “Her şeyle dalganı geçtiğini sanıyorsun aklın sıra… Oysa dünyayı değiştirecektik” repliği ile vurgulanmış olur. Zaten Genç Adam’ın incinen ayağı Yaşlı Adam’da sızlar. “Korkaklık çağdaş bir kusurdur” oyunun başında Yaşlı Adam tarafından;  İago’lu sahnenin sonunda Genç Adam tarafından tekrar edilir.  Aynı şekilde “Alman kurdu olduğunu bilmeyen Alman kurdu” ile “Maranta olduğunu bilmeyen Maranta” oyun içinde kurulmuş dengelerden ikisidir.

Ama yazar, Yaşlı Adam ile Genç Adam’ı oyun finalinde  ayırır. Civan Canova oyunu Yaşlı Adam’ın  “uyu bakalım genç adam” repliği ile başa bağlar ve tekrar tekrar görülecek kâbusları haber verir. Ama bağladığı yer, oyunun girişi değil Genç Adam’ın  şiir yazdığı sahnenin hemen ertesidir. Zira o geceki hesaplaşma ile bir şeyler değişmiştir ve Yaşlı Adam’ın kişiliğinde gördüğümüz unutma/alışma/küllenme başlamaktadır.  

 Oyunun içerdiği bu ayrıntılar nedeniyle  oyunun nerdeyse her repliğinin duruma göre seslendirilmesi zorunluluğu hissedilir.  Genç Adam” Bağırma dedim sana “ metne göre “bağırarak” söylenir” Oysa bence fısıltı olmalı. Zira Yaşlı Adam “Asıl sen bağırma” dediğinde Genç Adam, Yaşlı Adam’ın zihninde bağırmaktadır.

Altan Gördüm ve N.Cihan Aksoy oyunun iki oyuncusu. Her ikisini de kutluyorum.

Altan Gördüm’ün sahnede hep olmasını diliyorum. Onun kıratında oyuncu maalesef pek az şimdilerde.  Oyunculuğunu şahane buldum, onun gibi bir oyuncuyu seyretmiş olmaktan çok mutluyum. Oyun süresince rolden role geçiyor;  seyretmesi çok keyifli, sıcak, sempatik, çok renkli bir oyunculuk sunuyor. Öte yandan verdiği bir röportajdaki şu ifadeleri ile ilgili görüşümü paylaşmak istiyorum. Gördüm, Kızıl Ötesi Aydınlık hakkında şunları söylemiş.: “Nasıl opera seyircisi operayı bilerek gidiyordur, bu oyuna da biraz tiyatro seyircisi gerekiyor.  Bu da biraz sanat oyunu oldu, sanat filmi gibi.”Seyirci açısından da birbirini belirleyen bir süreç söz konusu. Tiyatroya gitmek istiyorsun, gidiyorsun tesadüf kötü bir oyunla karşılaşıyorsun. Bir daha gidiyorsun bir daha oluyor, üç, dört derken kumanda elinde altında, dizilere başlıyorsun, üstelik bedava.” Bu ifade “anlayan gelsin” demek değil mi? Kızıl Ötesi Aydınlık’ı yerleştirdiği düzey seyirciye yapılmış bilinçli kışkırtma, bir düello çağrısı olabileceği gibi onu tv dizileri başından kaldırmayacak bir mazeret haline de gelebilir. Öte yandan Gördüm’ün  ifade ettiği derinliğe ulaşamazsa bile sıradan seyircinin bu oyundan  alacağı keyf var ve  tiyatrocu seyirciyi korkutmamalı. (Eleştirmen korkutabilir!) Para kazanmak amaç olmasa da seyircisiz kalmak kötü. Ben Vardiya Oyuncuları’nın yaşamasını istiyorum.

Piyesi önceden okuduğum ve Genç Adam’ı önceden tanıdığım için N.Cihan Aksoy’u, ağzından çıkan ilk replik ile beğeneceğimi anladım. Ses tonu, tonlaması, beden dili ile zihnimdeki Genç Adam’a çok yakındı. Oyunun sonuna kadar da çizgisini değiştirmedi.  Altan Gördüm gibi çınarın karşısında olmak da zor hani. Bundan kaynaklanan bir hata fark etmedim. Ben oyunculuğunu başarılı buldum. 

Gördüm ve Aksoy  son derece dikkatli olmalarına ve de rolleri ayrıntılı deşifre etmelerine  rağmen zaman zaman aralarında gerçek bir dialog havası oluşuyor ki ben oyunun hayâl-hatırlama vurgusunun daha belirgin olmasını bekledim.

Oyun Vardiya Oyuncuları tarafından Vahide Gördüm’ün süpervizörlüğünde sahnelenmiş.  Önce bir oyunculuk okulu açılmış. Üç yıldır  oyunculuk okulu, Akademi 35 Buçukta oldukça aktif bir şekilde çalışıyorlarmış. Vahide Gördüm’ün  yönetiminde çalışan Cuma Vardiyası  okulun mezunlarından oluşuyor. Eğitim gören öğrenciler derslerine girmeden önce, oluşturulan  bir takvim doğrultusunda düzenlenen şiir, öykü okuma ve plak dinleme etkinliklerine katılıyorlarmış, 27 Martta şenlik düzenliyorlarmış.  Öğrenciler Akademiye sadece ders için gelip gitmesinler, burada, oyunculukları için gereken birikimi katılımcı olarak sağlayabilecekleri bir kültürel ve sanatsal paylaşımın içinde olsun isteniyormuş. Vardiya Oyuncuları Cuma Vardiyası’nın bir nevi devamı gibi, geçen Ekim’de  doğmuş.  Altan Gördüm, “Vardiya Oyuncuları bir kurumsal kimliğe bürünsün; her sezon en az iki tane çocuk oyunu, iki tane de oyunu yapsın;  Avrupa turnelerine gitsin,  gerekirse yurtdışından gruplar getirsin; sanata bakışı ve dünya görüşü net bir oluşum olsun; bir kimliği olsun; bunu yerleşik ve tutarlı bir hale getirmek istiyoruz” demiş. N.Cihan Aksoy da  “Vardiyanın aslında gemi de tutulan nöbetten gelen bir anlamı var. O sebeple sanat için nöbetteyiz sloganını seçtik. Biraz son dönemde tiyatrolara yapılan baskı ve saldırıya  gönderme yapıyoruz ama esas olarak sanat için durmaksızın çalışacağımızın altını çizmek istedik.” demiş. Yolları açık şansları bol "nöbetleri" daim olsun.

Bence bu yılın dekor tasarımcısı  Başak Özdoğan’dır. “6 Üstü Oyun” Projesinin tüm oyunlarının dekor tasarımı onun tarafından yapılacakmış. Ben şu ana kadar iki oyunun dekorunu gördüm. Eskişehir Büyük Şehir Tiyatroları’nın oyunu, Troyalı Kadınlar’ın dekoru ona ait. Kızıl Ötesi Aydınlık’ın dekor ve kostüm tasarımı Başak Özdoğan’ın. Çok yakın aralarla arka arkaya seyrettiğiniz zaman dekor tasarımları bir tasarımcının retrospektifi gibi gelmeye başlıyor size.  Metnin ruhunu ve de  ana damarını oluşturan imgeyi yakalıyor, atmosferi oluşturuyor. Malzeme, nesne kullanımı  geniş bir ufuktan geliyor.  Bence en belirgin özellik, Başak Özdoğan kendini tekrar etmiyor. Kızıl ötesi Aydınlık için yazarı oldukça ayrıntılı bir dekor tanımı yapmış. Sahnedeki ile karşılaştırdığınızda, hem de yazar, oyunun yönetmeni olduğu halde Başak Özdoğan  dekora kendi damgasını vurmuş. Boş kısmı (yani arkası görünen) dolu kısmından fazla olan çerçeve düzenli bir dekor tasarımı bu. Duvara iliştirilmiş kâğıtlar, yerde bir tablo, köşede ayakları olmayan bir zamanlar koltuk olan bir oturmalık metindeki dekor tanımında olmayan ögeler. Dekor  oyunda da izi olan “ölü hayatı”(durdurulmuş hayat- “stil life”) sembolleştirmiş sanki. Kostüm tasarımında Genç Adam ve Yaşlı Adam’ın durumunu ortaya çıkaran  belirgin bir fark algılamadım. Metinde saklı zaman ve duygu zenginliğini ve de değişkenliğini kostüme yansıtmak da kolay(mümkün) değil.

Oyunun ışık tasarımı Yüksel Aymaz’a ait. Mekânın ışığı, masa, kapı ve mutfak tezgâhı üstünden ve de perde açıksa  pencerenin dışından geliyor. Mekânın, zihnin karanlık koridorları olarak tasarlanmasına, az ama karanlık olmayan bir ışıkla katkı veriyor Aymaz.

Oyunun hemen başında duyulan piano sesi iyi bir giriş ama müziğin oyun içinde etkili bir kullanışını hatırlamıyorum. Akılda söz kalıyor.  Görev dağılımında müziğin sahibi de yok.   

Yazının başında Civan Canova’nın kendi oyununu yönetmemesini tercih ettiğimi belirtmiştim. Ama onun yönettiği bu oyun, benim yazarı daha iyi tanımamı sağladı. Kendi adıma memnunum.

Oyunun iki kişisi Yaşlı Adam ve Genç Adam duvara iğnelenmiş kâğıtlar gibi dekora tutturulmuş sanki. Zaman bugün mü dün mü yarın mı? Oyun başlayıp ilk birkaç sahne oynandıktan sonra zihninizde aynı soru tekrarlanacak: Genç Adam, Yaşlı Adam’ın dünü mü yoksa Yaşlı Adam Genç Adam’ın ilerde olmaktan korktuğu yarını mı? Bu soru seyrederken sizi istim üstünde tutacak ve replikleri dikkatle dinleyip hangi sözün hangi duruma göre söylendiğine odaklanmaya çalışacaksınız.  Bu, Civan Canova’nın zekice kurguladığı bir “oyun”, hatta oyun içinde oyun. Bir tiyatro oyunu, kızıl ötesi aydınlık yaratarak görünmeyeni görünür kılar. Hüznü mizahla harman etmiş oyunda “kızıl ötesi aydınlık”, Civan Canova’nın zihinselliğine çok uygun zira o bir başka ışık altında dünyaya bakıyor. Sizin de o aydınlığın içine girmeniz, (hele bir de piyesi okursanız)  size de çok şey kazandıracak.

Gerisi Evaristo’ya..

Melih Anık


Civan Canova- Bütün Oyunlar 1- Cinius Yayınları
Civan Canov- Bütün Oyunlar 2- Cinius Yayınları
Civan Canova- Bütün Oyunlar 3- Cinius Yayınları



2 yorum:

  1. Yazılarınızı zevkle okuduğumu belirtmek isterim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Ben de sizin yazılarınızı keyfile okuyorum.

      Sil