31 Ocak 2013 Perşembe

Yaratan ve Yokeden “Düello” : Ben, Feuerbach (Trabzon DT )


Trabzon Devlet Tiyatrosu turne yaptı da “Ben, Feuebach”ı seyretme keyfini yaşadık. Oyun seyircinin yakın ilgisi ile karşılandı, biletler tükendi . Ben seans öncesi bilet iadesi nedeniyle son anda yer buldum.

Sinema salonu olarak bile yeterliliğinden kuşku duyduğum Cevahir Salonları’ndan birinde tepelerden aşağıya bakarak seyrettim oyunu. Bir tarafımda bir turizmci diğer tarafımda gövdesine baktığınızda mesleğini tahmin edebileceğiniz bir aşçı koltuk komşularım idi. Aşçı çalıştığı iş yerinden arkadaşları ile gelmiş, dört kişilik bir ekiptiler. Her hafta bir oyun seyrediyorlarmış.  Turizmci genç adam ise  Hakan Meriçliler’i Yalan Dünya’dan çok beğenirmiş onun için gelmiş. İçimden “size göre değil bu oyun, birazdan uyursunuz” dedim. Oyun sonunda “utandım”.  Yan yana oturup “seyir hâlindeki” tepkilerine şaşırdığım eleştirmenlerden çok daha anlamlı tepkiler verdiler oyun süresince. Oyun sonundaki alkışlarının samimiyetine inandım. İçim sevinç ve umutla doldu.

Bu satırları yazarken hissediyorum ki bu yazı gene uzun olacak, onun için yazının ilk satırlarını okuyanları düşünüp hemen başlangıçta beğenimi açıkça belirteyim, kaybolup gitmesin. Hakan Meriçliler nasıl bir oyuncu ! Ben ondan çekinmiştim Yalan Dünya’yı “kullanacak” diye ama sahnede bir “dev” ile karşılaştım, hem cüsse hem de oyunculuk hem de ses  olarak. Beyoğlu’nda sık sık uğradığım sahaf dostum  Murat söylemişti, “Üniversiteden aynı dönemdeniz. Hakan bizim dönemimizin en başarılı oyuncusudur, çok iyi oyuncudur” diye, haklıymış. Ben Meriçliler’i diziden de beğeniyordum ama “er meydanı” sahnede çok beğendim. Yalan Dünya'yı "satmamasını" daha çok beğendim. Onu sahnede daha çok görmek isterim.

Benim yazılarımın çok da kurallı olduğu söylenemez o nedenle daha ileri gitmeden oyun dergisindeki dramaturg yazısından bahsetmek isterim.  Dramaturg Selen Korad Birkiye, benim bu tür dergilerde az rastladığım nitelikte bir yazı yazmış. Dramaturgun iyisi oyundan belli olur. Bu nedenle böyle bir yazıyı yazan Selen Korad Birkiye’nin bu oyun için bir şans olduğunu düşünüyorum. Bence bu dergiyi alın ve yazıyı okuyun. Önerim oyundan önce okumanızdır. Onun yazısından yararlanarak aşağıdaki özeti yaptım.

Feuerbach, iki tarihi kişilikten yararlanılarak yaratılmış bir karakter. Biri Torquato Tasso(1544-1595) (dergide Tarquato yazılmış) diğeri ise Aziz Francesko(1181/82-1226).  Goethe, Torquato Tasso üzerine 3421 dizelik manzum bir oyun yazmış. Orijinali 139 sayfa olan(İngilizcesi 209 sayfa) eserin dip notları 30 sayfa.  Rakamların büyüklüğü her zaman eserin büyüklüğünü göstermez ama ben içine düştüğüm bu kuyunun  labirentinden nasıl çıkarım diye düşünmeye başladım. Feuerbach yedi yıl akıl hastanesinde kalmış bir oyuncu,  gerçek hayatta yedi yıl akıl hastanesinde kalan şair Torquato Tasso gibi. Tasso da paranoyak bir tip, Feuerbach gibi.  Aziz Francesko ise Fransisken tarikatının kurucusu, hristiyanlıktaki yeri, itibarı çok büyük. Allah “onu sınamak için vücuduna hastalıklar göndermiş ve gururunu kırmak için kent meydanında Tanrı’nın adını haykırarak çırılçıplak dans etmesini;  hayatta en çok iğrendiği cüzamlıları öperek şefkat göstermesi istemiştir.” Feuerbach’ın nefret ettiği köpekle aynı sahnede olması da benzer bir fedakârlıktır.  “Francesko’nun vücudunda Hz.İsa’nın vücudunda oluşan yaraların çıkması ile Azizliği kanıtlanmış olmaktadır âdeta. Aziz Francesko, doğayı Tanrı’nın varlığı olarak görür Dünyayı anlatırken kendini anlatır. Dünyanın kutsalını çözerken de içindeki kutsalı bulur.” Feuerbach da tiyatrodan söz ederken kendisini anlatır.     

Aziz Francesko, tek şiiri olan “Cantinum Solis’te toprağa, ateşe, havaya ve suya bir Tanrı övgüsü düzer. Feuerbach isminde,” Feuer”  ateş,” bach” su demektir. Su dişil öğedir, ateş ise eril. Her ikisi de Tanrı’nın dünyadaki simgeleridir. Feuerbach hayatının amacını ve evrensel bütünleşmenin yolunu tiyatroda arayan mucizeler yaratan bir tiyatro ermişidir. Her şey olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi görünmüştür ona. Ve tırmandığı basamaklar aşağı düşmekten bir türlü kurtulamadığı bir boşluğa açılmıştır.”(Selen Korad Birkiye)

Assisi'li Aziz Francesco bize bir öğreti değil, bir 'modus vivendi' bıraktı. Çıplaklıkta, delilik ve skandalda sınanan bir yaşamı anlattı. Dingin, derin bir sızıyı duyurdu. Korkunun güzelleştiği, iç çatışmaların yatıştığı bir yer buldu. Yahve'yi, Job'u ve İblis'i tanıdı: kendisiyle, kozmosla ve Tanrıyla barıştı. Aziz Francesco’nun durduğu yer dünyanın gizli yüreğidir.” (Işıl Saatçioğlu)

Buraya kadar oyunun kaynağında dolaşarak yazar Tankred Dorst’a gelmiş olduk.(Oyun dergisinde Tankerd yazılmış)  1925 doğumlu yazar 17 yaşında Alman ordusuna katılmış ve 1947’ye kadar savaş tutuklusu olarak kalmış. 1950’de Alman filoloijisi, sanat tarihi ve tiyatro kuramı eğitimi almış. Yaklaşık kırk dramatik metin yaratmış, filmler ve  kendi oyunlarını yönetmiş, filmlerde rol almış. Sur Dibinde(1960), Dönemeç(1960), Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış(2003) Türkiye’de oynanan oyunları. (Oyun dergisinden)   Ben Feuerbach 1996’da Ayşenil Şamlıoğlu rejisiyle sahnelenmiş, Selçuk Yöntem “Feuerbach”mış. Genco Erkal da kendi tiyatrosunda “Feuerbach” olmuş.  Bugünlerde Tiyatro 4 de “Ben, Feuerbach”ı oynuyor.

Dorst, üç kişilik oyununda tarihten nasıl karakter yaratılır; bir metne derinlik nasıl katılır, örnekle anlatıyor.  Oyun, konusu itibariyle bir “aktörün oyuncu seçimine katılması”dır. Ama metin, ilerledikçe konu derinleşir. Bir sahnede bir gece önceden kalmış bir dekor içinde karanlık içinden çıkan “oyuncu” ramp ışıkları ile aydınlanır, “yukarıdaki” “yönetmen”in  karşısındadır. Giderek hayâl gücünün kuşları ile oyuncunun yaratıcılığı, her gece seyircisi ile düellosu; “yukarıdan aşağıya süzülen ışığın düşünceyi fazlasıyla aydınlatması”;  dekorun çıkılan yere dönen basamakları ile “hayatın hiçliği ve yüceliği” ; içinde kaybolunan karanlıklar içinde insanın kaderiyle düellosu ve inancın ve de sanatın gücü ortaya çıkmaya başlar. Sanat, din ve mitoloji iç içe girer.  Herkes Feuerbach’da kendinden bir şeyler bulur.

Metinde çizilen Feuerbach, oyun başladığında sahneye karanlık içinden gelir, “aynı doğum gibi” der.  Yönünü bulabilmesi için bir “ses”e ihtiyacı vardır. Her şeye kendince bir anlam veren, sürekli varsayımlar yapan ve bunun doğruluğuna inanan bir karakterdir. Bu “paranoya”yı hatırlatır. “Şurada bir iskemle görüyorum. Sanırım beklemem gerektiğini vurgulamam için buraya konulmuş” “Güzel ve alışılmamış bir saatim olduğu için şaşırıyorsunuz değil mi?” Feuerbach, büyük bir boşluk içinde bıkıp usanmadan “anlam”ı arayan, ararken yaratan insandır.  “Yukarıdan aşağı bir ışık süzülür ve düşünceyi fazlasıyla aydınlatır” (Bu olağanüstü ifadeyi oyunun çevirmeni Sema Engin Edinsel’e borçluyuz.)  “Bir kere tanrının lütfuna erişmişim” “Oyuncu tanrıya dönüşür” “Replikler…Replikler… Üstelik büyük bir emirle..” “Bin yıl bekledim, tanrı oldunuz benim için”   “Başka olmaya zorluyor hayat bizi”.  Feuerbach “oyuncu olmasını bütün hayatı ile ödediğini” söyler ve bunda sonsuz bir adanmışlık vardır. Ama sorar: “kime oynuyoruz biz oyunları?”  Durmadan konuşur zira  “Sessizlik hâkim olunca tiyatro ölür ve yaşam geri gelir” Yani tiyatro ölünce yaşam başlar. Feuerbach ayakkabılarını bırakarak “sessizce” yaşama  gider. Yönetmen Yurdaer Okur, Feuerbach sahneden çıkarken dışarıdaki “yaşam”da kopan fırtına ve şimşeklerle mesajını da “çakar” ki bu bence sahnede biriken elektriğin yaşamın içine boşalmasıdır sanki ve olağanüstü bir oyun sonudur.  Tek itirazım son şarkının Almanca olmasınadır. Seyirci ne dendiğini merak edecektir.  (Oyun dergisinde anlamı verilmiş ama sahnenin işi sahnede bitirilmelidir.)  

Yönetmen Yurdaer Okur, gereksiz “atraksiyonlara” kaçmadan metni yazıldığı gibi aynen sahneye uygulamış. Bu samimi anlatım şekli, Feuerbach’ın ortaya çıkmasında en önemli etken. Sanıyorum ki Hakan Meriçliler’in oyunculuğunun parlamasında  metni öne çıkaran bu reji anlayışının rolü var. Tabii ki replikleri tek düzeliğe düşmeden, tiratları sıkıcı hale getirmeden, rolünü oynayan Hakan Meriçliler’in üst düzey oyunculuk kalitesi de oyunun başarısında en önemli etken.  Dramaturgun yazısında belirttiği, böylesine katmanlı bir oyunun ruhunun sahnede  oluşturulmasında tercih edilen “tiyatro dili” ve  duygunun seyirciye geçmesi,  vurgulanması gereken bir reji başarısı.  Bu ortamın yaratılmasında reji anlayışının ekip olarak paylaşıldığını Dekor-Giysi Tasarımı (Efter Tunç), Işık Tasarımı(Yüksel Aymaz), Müzik(Ayşe Önder)teki birlikten anlıyorum.  Hepsinin başarısında ayrıntılarda dikkatli bir söylem ile “büyük sesi” Feuerbach’a bırakırken kendi  işlerinde samimi ve alçak gönüllü olmalarının rolü var.  Şebnem Dokurel Topçuoğlu ve Tansel Öngel yönetmen yardımcıları,  Kubilay Tuncer,  ilizyon danışmanı olarak oyuna katkı vermiş.

Tek oyuncunun üstüne kurulu bir oyunda diğer roller maalesef ki o rolün gölgesinde kalır ve gözden kaçar. Asistan(Emre Ön) ve Kadın(Elif Şeker Saka) metnin imkân verdiği ölçüde rollerinin gereğini yapıyorlar. Onların gözden kaçmadığını belirtmek isterim.

“Ben,Feuerbach”, insanın önünde geniş bir ufuk açan bir metin. Sahnede bu kadar keyifle seyredilmesi insana konuyla ilgili daha da derinleşme arzusu veriyor.

Melih Anık  

“Assisi’li Aziz Francesko ‘Ortaçağ'a çok yakın!’”  Işıl  SAATÇİOĞLU http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1249/14298.pdf

1 yorum:

  1. Tiyatro oyunları üzerine eleştirilerinizi zevkle okuyorum.“Yeni Seyir Halleriyle Yerli Metinler” Söyleşisi ile ilgili yazınızı ne zaman yazacaksınız diye beklerken ''Günlük'' isimli bir başka bloğunuzda yazmış olduğunuzu farkettim.Onu da izlemeye aldım.Kaleminize sağlık.

    YanıtlayınSil