10 Ocak 2013 Perşembe

Akıl ve Kelime Oyunları ile Strateji : Gri Sahne’de GRİ “Kutlama”(Pinter)


Yıldıray Şahinler’in şahane rejisi, başarılı teknik yapı ve de mükemmel  oyunculuktan keyifle seyrettiğim Doğum Günü Partisi, benim Harold Pinter’e olan sempatimi arttırmıştı. Bir Pinter oyunu olan Kutlama’yı seyretme arzumun “kabarmasına”  o oyunun neden olduğunu söyleyebilirim. Gri Sahne’yi tanıma isteğim böyle bir oyunla yan yana gelince Kutlama’yı seyrettim.

Önceden yaptığım araştırmada oyuncular hakkında çok da fazla bilgi edinemedim. Bazı oyuncuları ismen hatırlıyorum, “elit” karşıtı eleştirileri veya eleştiriler altına yazdıkları “keskin yorum”ları ile. Oyunu seyrettikten sonra  oyuncuların kısa öz geçmişlerini Gri’den öğrendim.  Hepsi eğitimli gençler. Kısa öz geçmişlerine bakınca  çok şey yapmış olduklarını anlıyorsunuz.  Benim dikkatimi daha çok çeken ise hepsinin Şahika Tekand’ın “rahlesi”nden geçmiş olmaları.  Ülkemizde Tekand’ın bir “ekol” olmasının çok açık göstergelerinden biri  bu. Şahika Tekand’ın Türk Tiyatrosu’na yaptığı yatırımın meyvalarının bir araya gelmesi ve ‘öğretmen’e  yakışır bir yolda yürümeleri(Gri’nin diğer oyunu bir  “Beckett”)  Tekand’ın etkileme gücünü de gösteriyor bana göre.  Kutlama, disiplinli olduğu gözlemlenen ne yapmak istediğini bilen bir ekibin ürünü. Ben onların Kutlama yorumuyla hem fikir değilim ama bu onların çabasını görmeme, anlamama ve de yazmama engel değil. Sahnede daha çok hareket, renk beklediğimi söylemek zorundayım. Her türlü hareketin, sesin, ışığın “efendisi” olan Şahika Tekand’ın anlayışını aradım doğrusu.  Belki de öğrencileri onu “taklit” etmiş görünmek istemedi. Belki de bu yönelim, Kutlama’ya bambaşka bir reji giydirme sonucunu doğurdu.

Pinter’in metni durağan. Ayrıntıları “deşmezseniz”, metnin içine girip kendinizi kaybetmezseniz ortaya “radyo tiyatrosu” çıkıyor. Ben bu genç ekipten mekân kullanımı, dekor, kostüm, ışık, müzik, mizansen, oyunculuk olarak daha “uçta” bir Pinter bekliyordum.  Oysa onlar Pinter’i ve de piyesi  anlatan ifadelerin, piyes olduğu gibi “oku”nursa, ortaya çıkacağını sanmışlar sanki.  Kutlama metni,  kendisine dikkatle  davrandığınız  zaman ses verecek bir büyük balon. Balon dediysem seyir balonu demek istiyorum. İçine sıcak havayı zamanında ve yeterince dolduracaksınız, boşaltacaksınız, iplerini zamanında çekip bırakacaksınız;  içini fazla doldurmayacaksınız ki dengesi yerinde olsun, rüzgâra bırakmayacaksınız ki sürüklenmesin, havada nazlı nazlı dans etsin ve yere indirirken öyle usta olacaksınız ki sepet hızla toprağa çarpmasın. Yani her şey sizin kontrolünüzde olacak ki balon turu, havalandığınız zaman çevrenin güzelliğini göstersin ve de balon kendi güzelliğini de ortaya koysun. Bunu yapmazsanız balon,  yerde yatan bir kumaş parçası oluyor. (Aslında bu tüm oyunlar için geçerli değil mi!) Belki Necatigil’i hatırlamanın sırası “bazı piyesler bekler bazı yaşları”. Belki de Pinter ile buluşabilmek için belli bir yaşanmışlık gerek.

Kutlama, Pinter’in “Pinteresque” olarak tanımlanan üslubunun bir örneği,  Pinter “es”i, Pinter “hareket”i  ve  Pinter “diyarı”ndan oluşuyor. Bu, Pinter’i anlatmadan önce “sindirme”yi zorunlu kılıyor.  Pinter,  50 yıllık yazarlık hayatında güç savaşları, insanlar arasındaki şiddet, sonuçsuz kalan dialog çabaları, duygusal işkence , zalim bir dil  ve hâfızanın doğasına “dokunan” piyesler yazmış. Görünürde herkes  birbirine nazik ve saygılı iken alttan alta saldırgan bir tutum(yanardağ) patlar, ağızlardan (lav) dışarı fışkırır. Kutlama’da bu çok açık görülür. Herkes gündelik hayatın kelimeleri ile dilin gücünü kullanarak karşısındaki alt etmeye, yok etmeye çalışır.

Kutlama,  pahalı bir lokantada geçer. Bir masada evlilik yıldönümü kutlamaya gelmiş iki kız kardeşle evlenmiş iki erkek kardeş vardır. Masadaki erkekler “strateji uzmanı” olduklarını söyler. Piyeste anlaşılır ki hayatları “strateji”dir. Eşler ve kardeşler “dehşet”(!) bir geçmişi paylaşır. Diğer masadaki çift de sanki geçmişlerinin muhasebesi için oradadır. Geçmişten bahsederlerken birden akıl oyunlarına döner iş. Giderek lokanta görevlilerinin de katılımıyla komik bir resim ortaya çıkar. Geçmiş muhasebesini yapan çift arasındaki dialog da evlere şenliktir. Suki, o ambiyans içinde “karaktersiz” dediği kocasından  “orospu” cevabını alır. Karşılıklı olarak bu hakaretleri hiçbir şey olmamış gibi yutarlar.  Kurban ve katil ayrımı yok olur sanki. Bu arada adamın karısının geçmişini hiç bilmediği ortaya çıkar. Ama adam da karısını aldatmıştır. Oyunda herkes birbirini bir türlü aldatmıştır zaten.  Birinci sınıf bir akşam yemeği, aslında tüm kirlerin ortaya döküldüğü bir çöplük olur. Herkes yalnızdır, korku içindedir. Lokanta onların saklandıkları bir sığınak olur. Geçmişin üzerine kurulu olan oyun “bugün”de biter.  Çiftler sanki hiçbir şey olmamış gibi salonu terk eder gündelik yaşamlarına geri döner.

“Nostaljik” Garson dünya içinde kaybolmuştur sanki, umutsuzdur, toplumun bu yeni çağın eşiğinde kaybolmuş değerlerini dile getirmeye çalışır.  Bu aynı zamanda seyirciler için de bir hatırlatmadır. İşte bu noktada belirtmek gerekir ki seyirci olayı iyi kavrayamazsa oyun ile kendi toplumu arasında bir bağ kuramaz.  Ama öte yandan Türkiye için üzerinde tartışmasız  hemfikir olunan değerler var mıdır? Biz öyle bir dönemden geçiyoruz ki her yer toz duman, değerleri  “eğelemekle” meşgulüz. Oyun sonunda anlarız ki Garson, çıkmaz bir sokakta, çaresizlik ve umutsuzluk içinde yapayalnızdır. Seyirci sadece üç aptal çifti değil kendi durumunun çaresizliğini de anlamalıdır.

Kutlama’da toplumsal sınıfın mı yoksa insanın mı öne çıkarılması bir reji tercihi.  Gri’nin yorumu insan üzerine kurulu gibi geldi bana. Kutlama’nın karakterlerinin davranışları sınıfsal kimliklerinden mi gelir yoksa  insanî özellikler her sınıfta aynı mıdır? Müşterilerle lokanta görevlileri arasındaki farkın önemi nedir? Bu husustaki titizlik rejinin derinliğini arttırır. Pinter, Kutlama’da sanki daha yerel olmak istemiştir.Ama şuna inanıyorum ki reji,  oyunun sahnelendiği toplumun algısı dikkate alınarak yapılmalıdır.

Gri Sahne, oyunu tanıtım yazısını şöyle yazmış.
20. yüzyıl en önemli yazarlarından, Pinteresque akımına adını veren Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Harold Pinter’ın 2000 yılında yazdığı son oyunu “Kutlama”, Türkiye’de ilk kez GRİ tarafından sahneleniyor.
Herkesin birbirinin canını yakarak kendi varlığını “kutladığı” bir akşam yemeği. ‘Ambiyansın insanı çepeçevre sardığı’  bu restoran üstünlük elde etmek için birbiriyle acımasızca çarpışan bireylerin savaşına sahne oluyor. Her şeyin giderek sanallaştığı, gerçeklik algısının durmadan değiştiği dünyada; anlamı kaybeden, acı çekmeyi hatta mutlu olmayı bile reddeden birey ait olduğu sınıfın dinamikleriyle neye dönüşüyor? Yine de hâlâ gerçek olan bir şey var mı? Geriye kutlanacak bir şey kaldı mı?“

Ben de ancak bu kadar güzel yazabilirdim. Ama yazmak başka ANLATMAK başka. Tiyatro “anlatma” üzerine kurulu bir sanat.  “Herkesin birbirinin canını yakması”nı anlatmak için herkesin birbiriyle “küs” gibi oturması mı gerekiyor? “Kendi varlığını kanıtlamak”, sırası gelenin konuşması sonra susması mı? “Üstünlük elde etmek” için bağırmak mı gerekiyor? “Gerçeklik” algısının değiştiğini göstermeyi  Pinter’in sözlerine bırakmak yeterli mi? “Ait olunan sınıf” ne?”Çepçevre saran ambiyans” nerede?

Salona girdiğinizde oyuncuların,  iki masa etrafında yerlerini almış sizi beklediğini görüyorsunuz. Hâlleri tuhaf, sanki rollerine yabancılaşmayı gösteriyorlar bize ama asıl yabancılaşma, kendi yaşadıkları toplumla, yâni dışarıdaki hayatla. Hepsi çok önemli şeyler söyleyecekmiş gibi duruyor. Sanki hayatlarının son konuşmalarını yapmaya hazırlanmışlar. Sahne ışığı yanınca Garson’un bir vakarla ağır ağır salona girişi merakı arttırıyor ama ilk replikler ile birlikte tüm o beklenti yerle bir oluyor. Zira konu  “Kim ne ısmarladı?” Böylesine günlük sözlerle gelişen bir “sohbet”e(?) oyuncunun doğallığı katması gerekiyor. Zira her bir oyuncunun  “yüksek dağları ben yarattım” havasına ihtiyaç yok, ortaya “yüksek dağları yaratanların” resminin çıkarılması gerekiyor. Konuşmalar doğal değil, sanki Beckett karakterleri Pinter’in içine sızmış. Bu karakterler ekibin diğer oyunu ‘Kısalar’da olmalıydı. Tüm roller aynı tonlama ile konuşuyor.  Işığın kararıp aydınlamasıyla iki masa arasında gidip geliyoruz. Kararan taraf sabitleniyor. Bence karartmaya gerek yok. Rolü olanın öne çıkarılması gerek. Her şey aşağı yukarı belli bir düzen içinde geçerken bir masadaki Lambert diğer masadaki Suki’ye el sallıyor. Lambert, fiziken, seyirciye doğru elini sallıyor ama arkası dönük Suki selamı görüyor. Yani bu sahnede bir tiyatral trük kullanılmış. Oyunun genel reji anlayışı buna uygun mu? Değil. Müşteri olan kadınlar “ambiyansa” nispeten uyan abiye kostümleri içindeyken  müşteri olan erkekler kot pantolon, ayakkabı ve gömlek ile son derece spor. Garson papyon kravatlı,  Sonya  pantolon askılı, Richard müşterileri utandırmamak için olacak onlar gibi. Oysa lokantadaki ambiyans ve kostümler şaşaalı/zengin ama tiplerin düzeylerinin  “fakir”liği yansıtılmalı. Tüm rollerin ismi var ama Garson’un adı yok. O zaman Garson, diğerlerinden “çok” farklı olmalı.  Garson iki kez araya giriyor sonda da oyunu bitiriyor. Piyesi bölen bu Garson girişlerinin bence gidişata tesiri olmalı, görülmeli. Piyesi geliştirmeli, “ambiyansı” sarsmalı. Sonya’nın Rus aksanı gerekli mi? Richard, Sonya ve Garson aslında o ambiyansın taklit modelleri. Hani kendi sınıflarına uymayan zengin yerlerde çalışan tezgâhtarlar vardır ya çalıştıkları yeri “giyinir” ama giydikleri “sakil” durur, onlar gibi olmalılar. Zaten gerçekten “parası olanlar” ile lokanta çalışanlarının sahte pozlarının ayırımı iyi verilmeli. Parası olan, kendini “ezen” o atmosferde farkını ancak  “bahşiş” vererek “patron”un kim olduğunu göstererek  ortaya koyuyor. 

Kutlama’yı Ümit Doğan yönetmiş. Yukarda yönetim hakkında ne düşündüğüm anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Ama başta da belirttiğim gibi yönetmen  “yoğurdu böyle yemek” istemiş. Ben kendime göre  yorum yaptım.  Ben olsam salonu lokanta haline dönüştürür, makyajı abartır, oyunculukları coşkulandırır, kostümleri renklendirir,  sahneleri ışık oyunları ile bölerdim, öne çıkmasını istediğim repliklerin altını kalınca çizerdim, müzik kullanırdım. En önemlisi piyesi Londra’dan İstanbul’a getirirdim. 

Dekor uygulama(Haluk Yüz) hakkında da demek istediklerim yukarda var. Kostümün sorumlusu belirtilmemiş. Her ikisi için de “ambiyans” sözü anlamını bulmamış. Sahne Asistanı ve Işık Kontrol olarak görev yapan Şükran Aktı’nın ismini atlamayayım ki sorumluluktaki payı unutulmuş olmasın.

Oyuncular ve rolleri de şöyle:
Can Özden(Lambert), Seda Yüz Doğan( Prue), Yasemin Yüksel (Julie), Ömer Acar (Matt), İpek Seyalıoğlu (Suki), Ümit Doğan (Russell), Özgür Şahin(Richard), Melis Özdemir (Sonya),  Mehmet Zeki Giritli (Garson)

Oyundan benim aklımda  Melis Özdemir ve Mehmet Zeki Giritli’nin oyunculuğu kaldı. Melis Özdemir’in Rus aksanlı konuşmasını, Mehmet Zeki Giritli’nin  fazla “içe dönük” oynamasını yadırgadım ama iyi oyuncular olduklarını düşünüyorum. Diğer oyuncuların,  ya yanlış rol ya da yorum kurbanı olmaları yüzünden gerçek oyuncu kişiliklerini gösteremediklerini düşünmek onlara bir şans daha verilmesi dileğimin ifade edilmiş şekli.  Tüm ekipte sanki ilk defa sahneye çıkmışların tedirginliğini gördüm.  Ben olsam rol dağılımını yeniden gözden geçirirdim.

Yazımı okuyan  oyunu beğenmediğimi düşünecektir. Başlıkta da belirttiğim gibi oyunu “gri” buldum yani ne siyah ne beyaz. Bu da bir tercihtir ama ben bu metnin vurgulu ve “taraf” olarak hatta biraz da abartılarak anlatılmasından yanayım. Oyunun sesini “cılız” buldum. Metnin içindeki “gürültü”nün yansıtılmadığını düşünüyorum. Ama  Türkiye’de ilk defa sahnelenen Kutlama’nın görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Neden derseniz, her şeyden önce bir  Pinter oyunu  görürsünüz, tiyatrocu iseniz bir rejinin artı ve eksilerini dışarıdan görme fırsatınız olur. (Zira bazı yazar ve oyunlar sahnede anlaşılır ve esin kaynağı olur.) Ayrıca şehrin içinde iyi bir mevkide düzgün bir salon ve işlerini ciddiye alan genç tiyatrocuları tanıma ve selamlama olanağı bulursunuz. Ben onların seçimlerine ve de bu kararlılıklarına bakarak geleceklerinden umutluyum.

Melih Anık

Yıldıray Şahinleri’n rejisinden seyrettiğim Doğum Günü Partisi yazım:
Kutlama - Türkçesi: Prof.Dr. İbrahim Yerebakan- Mitos Boyut 382
“Harold Pinter: Celebration”  By Dilek Inan

 Merak edenler için  oyuncuların öz geçmişi:
Ümit Doğan
Ümit Doğan yurtdışında ACTT (Avustralya), IUGTE (Rusya), GITIS (Rusya), Actor's Centre (İngiltere), Mim Studio (Belçika), Actor's Space (Almanya) gibi tiyatro ve organizasyonlarda oyuncu olarak çeşitli atölyelere ve çalışmalara katıldı. Oleg Liptsin, Sergei Ostrenko,  Jack Waltzer,  Yan  Hurts gibi yönetmen ve oyuncu eğitmenleriyle çalıştı. Türkiye'de  Şahika Tekand yönetimindeki  Studio Oyuncuları'ndan mezun oldu. Yurtiçi ve dışında bazı özel tiyatrolarda oyuncu olarak görev aldı. Şu an GRİ Sahne adlı bağımsız tiyatroda yönetmenlik ve oyunculuk yapmaktadır.
Seda Yüz Doğan
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Tiyatroya 2000-2002 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde oyunculuk eğitimi alarak başladı. Daha sonra Semaver Kumpanya'da oyunculuk çalışmalarına katıldı. Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdikten sonra 2009-2011 yılları arasında Şahika Tekand Studio Oyuncuları'nda eğitim aldı. Şu anda GRİ Sahne'de oyuncu olarak görev yapmaktadır
Can Özden
2001'de girdiği İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarını 2003'te bırakarak Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Hala aynı okulda tarih masterı yapmaktadır. Ve Diğer Şeyler topluluğunun Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı oyununda yönetmen yardımcılığı yapan Can Özden 2012 'de GRİ Sahne' ye dahil olmuştur. Hala Studio Oyuncularına devam etmektedir ve şu an Kutlama ve Kısalar oyunlarımızda oynamaktadır.
Yasemin Yüksel
2009 yılında DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji bölümünden mezun olmuştur. 2010-2011 yılları arasında MSM'de tiyatro eğitimi alan Yasemin Yüksel şu an Şahika Tekand Yöneticiliğinde oyunculuk eğitimi almaktadır. Bir çok kısa film ve dizi tecrübesi vardır. Bu sezon GRİ Sahne'nin hem Kısalar hem de Kutlama oyunlarında oynamaktadır.
Ömer Acar
1979 İstanbul doğumlu Ömer Acar, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunudur. Ayla Algan'dan oyunculuk dersleri almıştır ve halen Şahika Tekand yöneticiliğinde oyunculuk dersleri almaktadır. Çeşitli kamera önü tecrübeleri vardır. GRİ Sahne'de Kutlama oyununda oynamaktadır.
İpek Seyalıoğlu
Aynı zamanda bir yazar ve şair olan İpek Seyalıoğlu Boğaziçi Üniversitesi'nde İngilizce Eğitmenliği yapmaktadır. Pera Güzel Sanatlar Oyunculuk ve Pantomim eğitimi almış ve 2007-2011 yılları arasında Studio Oyuncularına devam etmiştir. Yurtdışında ve Türkiye'de bir çok oyunculuk atölyesine katılmıştır. Çeşitli kısa filmlerde ve yabancı performanslarda rol almıştır. Bu sezon GRİ Sahne'de Kutlama oyununda oynamaktadır.
Mehmet Zeki Giritli
2009-2010 arasında devam ettiği Akademi Kenter'den yüksek derece ile mezun olmuştur. Oyunculuk eğitimine Şahika Tekand'ın Studio'sunda devam etmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları mezunu olan Mehmet, şu an Bilgi Üniversitesi'nde İngilizce dersi vermektedir. Mimesis'te tiyatro eleştirileri yazmaktadır. Çeşitli tiyatro oyunlarında ve reklamlarda oynamıştır. Bu sezon GRİ Sahne'nin her iki oyununda da oynamaktadır.
Özgür Şahin
1982 Ankara doğumludur.İzmir Ekonomi Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunudur. İstanbul'a gelerek Şahika Tekand yürütücülüğündeki oyunculuk atölyesinde eğitim almıştır. GRİ Sahne'de hem Kısalar hem de Kutlama oyunlarında oynamaktadır.
Melis Özdemir
1987 yılında İzmir'de doğmuştur. Galatasaray Üniversitesi İşletme bölümünden 2012'de mezun olmuştur. Üniversitedeyken eş zamanlı olarak Studio oyuncularında eğitim almıştır.  Yurtdışında ve Türkiye'de çeşitli oyunculuk atölyelerine katılmıştır. 2012 yazında Yarım Kalan Mucize isminde bir sinema filminde oynamıştır. Bu sezon GRİ Sahne' de Kutlama ve Kısalar oyunlarında oynamaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme