18 Aralık 2012 Salı

Usta mı Çırak mı? : Toplu Hikâyeler(Kent Oyuncuları)


Donald Margulies (1954) üniversitede tiyatro öğreten, Amerikalı  bir oyun yazarı, pek çok ödülün de sahibi.  Margulies, sinema ve televizyon için senaryolar yazmış, roman uyarlamaları yapmış. Toplu Hikâyeler 1996 yılına ait bir eser. Oyun Pulitzer Ödülü’ne aday gösterilmiş. Pek çok eser vermiş olan yazarın “Time Stands Still” "Shipwrecked! An Entertainment" "Brooklyn Boy" "Sight Unseen" "The Model Apartment" "The Loman Family Picnic" ve ülkemizde de yayımlanan “Dostlarla Akşam Yemeği”,  çeşitli ödüllerle onurlandırılmış eserleri arasında yer alıyor. Devlet Tiyatroları repertuarında da yer alan “Dostlarla Akşam Yemeği”, 2004-2005 sezonunda Tiyatro Fora tarafından oynanmış.

Kent Oyuncuları ,Toplu Hikâyeleri, Defne Halman ve Balam Kenter çevirisi ile sunuyor. Şiir tercümeleri Talat Halman’a ait. Özgün hâli iki perdede üçer sahneden oluşan oyun, Kent Oyuncuları tarafından tek perde  ve 6 sahne olarak sunuluyor.  Oyunun yerel kültürle ilgili kısımları -doğru bir tercihle-  eserin temel özellikleri korunarak  budanmış. Bu şekilde daha kısa ama yapısı bozulmamış  bir eser çıkmış.

 Eserlerinde çatışmaları anlatmakla ünlü  Margulies’in yazarlığının tipik bir örneği sayılabilecek Toplu Hikâyeler, dikkatle okunduğu takdirde “yeni kuşak” oyun yazarlarımız için de yol gösterebilecek bir eser. Yazar, bir kuyumcu titizliği ile piyesin yapısını kurmuş. Piyes, kuralına göre dönüm noktaları belirlenmiş bir akışa sahip. Son sahnede karşınıza çıkacak olan çatışmanın ip uçları, piyesin ilk sahnesindeki repliklerde var. Piyes sonunu hazırlayan repliklerin her sahnede ustalıkla “biriktirildiğini” görüyoruz. Onların fark edilmesi,  oyun sonunu bilmeyenler için hatırlandığında bir keşif, bilenler için ise keyifli bir saptama oluyor. Piyesin gerilimi, kontrollü bir şekilde tırmandırılmış. Olay örgüsü rastlantısal değil, mantıklı bağlarla oluşturulmuş.  Tiyatrocular için dikkate getirmek istediğim bir özellik de Ruth’un piyes içinde anlattığı hikâyedeki “buruk” tadın bir benzeri piyesin sonunda Ruth ile Lisa arasında da ortaya çıkıyor. Bu da kurgunun ne kadar bilinçli ve özenli olduğunu gösteren bir örnek. Sahne sonları “havada” kalmıyor, her bir sahne kendi içinde bütün ama oyunun bütününe hizmet ediyor. Sahneler duygunun yoğunlaştığı anlar ile bitiyor.  Piyesin herhangi bir ânında seyirci “taraf” olmaya başlıyor. Ben öğretmene hak verirken öğrencinin de haklı olduğunu düşündüğümü fark ettim. Bence piyesin en önemli başarısı da bu, iki taraf arasında tutturduğu “denge”. Yazarlık yapanlar, bu dengenin nasıl zor başarılacağını, yazarın karşıt görüşleri iyi bildiğini, “slogancı” olmadığını anlarlar. Yâni, “hesaplaşma”ları anlatan tiyatronun “bir hesaplaşma sanatı” olmadığını gösteren iyi bir metin Toplu Hikâyeler. Oyunun sonundaki  Ruth’un  “Lütfen bana bir iyilik yap. Giderken çöpü çıkar, torba akıyor” repliğinin içerdiği çok yönlü okumaya açık olma özelliğine ben hayran oldum. Bu repliğin yorumlanması, oyunun nasıl sonlandığının algısına etki edecek. Piyes her bakımdan Kent Oyuncuları geleneğine uygun bir oyun. “Kent Oyuncuları oynarsa böylesini oynar” dedirtecek kadar incelikli bir metin seçilmiş, incelikle sahnelenmiş, şahane bir oyunculuk  ile sunuluyor.

Oyunu anlatmak istemiyorum. Bir öğretmen ile öğrencisi arasında geçen etkileşim (“influence”) hikâyesi. Öğrenci ödev olarak yazdığı hikâyeyi, hikâyeciliğine hayran olduğu öğretmenine verir, öğretmen hikâyeyi eleştirmeye başlar.

Oyunu, Oscar Wilde’ın “Etkileme, kişilik transferidir. Bir tür, kendin için çok değerli olandan vazgeçiş, kaybediştir. Mürit, ustasından bir şeyler alır, götürür.” ifadesi özetler.  Piyes bu ifadeden beslenen bir etkileşim hikâyesi anlatmaktadır.  (Metinden öğrendiğim Oscar Wilde’ın sözü varken oyun hakkında Kent Oyuncuları’nın kendi tanıtımlarını beğenmedim.)

Metni ilk okuduğumda aklıma gelen bir hikâye vardı. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama galiba Arap edebiyatında anlatılan bir hikâye idi. Hikâye şu: Dünyanın en hızlı koşan atını yetiştirmekle ünlenmiş bir adam, El Zübeyr’in(galiba ismi öyle idi)  atı çalınır. Hırsız çaldığı ata atlayıp kaçmaya çalışırken El Zübeyr de bir başka ata biner hırsızı kovalamaya başlar. Gitgide aradaki fark kapanmakta, El Zübeyr hırsıza yaklaşmaktadır. El Zübeyr düşünür, eğer hırsızın çaldığı ata yetişir ve hırsızı yakalarsa kendi ünü yerle bir olacaktır, öyle ya onun atını kimse yakalayamaz.  Hırsıza yaklaşmışken arkadan bağırır: “Kulağına şu kelimeyi fısılda”. Hırsız, El Zübeyr’in söylediği kelimeyi atın kulağına fısıldar ve at bir anda hızlanır, El Zübeyr’in elinden kaçar. El Zübeyr sırrını vermiş, atını yitirmiş  ama ününü korumuştur. Toplu Hikâyeler’de öğretmen Ruth öğrencisi Lisa’ya sırrını verir; öğrencisine verdiği sırrın “ününü” koruması ile hoşnut ama “atı” elinden kaçırdığı için üzgün bir öfke içindedir.

Sahne başlarında o sahneye ait tarih, metinde not edilmiş. Metinde anlatılan olaylar altı sene içinde geçiyor. Defne Halman’daki değişim bazı seyirciler için hızlı gelebilir  ancak dikkatli bir seyirci,  oyunculuktaki ayrıntılar, kostüm ve saç biçimindeki değişikliklere bakarak yılların geçtiğini çıkarabilir. Kent Oyuncuları’nın sahnelemesinde son sahne dışında zamana ait vurgu çok açık değil. Bu nedenle ince bir ayrıntı olarak verilmiş yere yayılı dergiler, çöp kutusundan taşmış çöp ile benimsenen ifade şekli, zamanın değişimini vermekte de kullanılabilir mi diye düşünüyorum.

Oyunun son sahnesinde taraflar arasında tırmanan çatışma havasında Kadriye Kenter’in kızgınlığının dozunu doğru ve yerinde buldum. Oyunun ilk sahnesinden başlayarak her sahnede gelişen rolün “şahane” değişimindeki çok başarılı oyunculuğunu alkışladığım Defne Halman’ın son sahnede biraz daha duygusal olmasını bekledim. Yani Ruth’un öfkesine kendini kaptırmamasının, haklı olma gayreti yerine “kendini anlatamamanın verdiği çaresizlik ve ikna etme” tonunun daha doğru olacağını düşünüyorum.  Zira onun oyunculuğu, Ruth’un  “Lütfen bana bir iyilik yap. Giderken çöpü çıkar, torba akıyor” repliğinin de nasıl “anlamlandırılacağını” ve oyunun bundan sonrasını belirliyor.

Türk gösteri sanatlarında şahane tasarımların yaratıcısı Osman Şengezer’in bu oyundaki dekorunu ona yakıştıramadım. Piyesin mesajından ziyade  işleve önem veren bir tasarım gibi geldi bana. Ruth’un dünyası, odanın korunmalı olmasıyla anlatılabilirdi. Oysa odayı belirleyen açık duvarlar “modern” bir tasarım ama atmosfere uygun değil. Oyunun geçtiği apartman New York’un bohem ve sanatçıların yaşadığı, üst orta sınıfa ait bölgesinde. Bu dekordan yansımıyor. Özellikle çok kullanılan mutfak çıkışının oyuncuyu yan dönmeye mecbur bırakacak kadar dar olmasını beğenmedim. Pencere metafor olarak daha öne çıkarılabilirdi. Benim hüsnü kuruntum mudur bilmem ama değişimi göstermek için Lisa’nın salondaki koltuk üzerindeki örtü ve “ottoman”ın renginde tişört giymesini beğendim. Tasarımda elektrik (priz, anahtar, masa lambası vb) yok. En azından koltuk yanında bir ayaklı lamba ya da masa lambası olabilirdi. Sahnede kaynağı olmayan oyunda, ışık ihtiyacı karşılıyor.

Oyuncuların başarısını tarif edecek ifade: ÇOK İYİ. Ben tiyatro okuyan bir öğrenci olsam metni okur oyuna gider seyreder eve gelir oyunu bir daha bir daha okurdum. Metin, çeviri, yönetim, oyunculuk dallarında “400” seviyesinde bir ders olur bu oyun. Bundan iyi ders mi olur!

Okullu olsun olmasın tüm seyirciler içinse tadından yenmeyecek lezzetli bir yemek, kavında demlenmiş, yudum yudum içerek tadını ve kokusunu içinize çıkmamacasına kaydetmek isteyeceğiniz pahalı bir şarap, bitmesin diye azar azar okuduğunuz bir kitap, içinize işlemiş bir müzik, hatırladığınızda kendinizi iyi hissettirecek şahane bir tatil kıvamında bir oyun, Toplu Hikâyeler.

Benim dememle gitmeyeceksiniz biliyorum ama geçen sezon, yeteri sayıda gitmediğiniz, hak ettiği şekilde “ödüllendirmediğiniz” için erken kalkmasına neden olduğunuz “Ölümüne”ye yaptığınız gibi bu oyuna da yazık ederseniz, vebali boynunuzadır.

Melih Anık


Toplu Hikâyeler
Yazan: Donald Margulies
Çeviren: Defne Halman & Balam Kenter
Şiir Çevirileri: Talat Halman
Yöneten: Kadriye Kenter
Dekor Tasarım: Osman Şengezer
Işık Tasarım: Alev Topal
Oynayanlar: Kadriye Kenter & Defne Halman

Not:
“O” gece oyun boyunca Müşfik Kenter’i andım, oyun sonunda da Türk Tiyatrosu’nun “Başöğretmeni” Yıldız Kenter’i selamladım. 

2 yorum:

  1. Hazin bir final düşmüşsünüz yazınıza... "yazık ederseniz, vebali boynunuzadır." demekle.

    Sanırım her işin en hazin yanı da kitleyi doğru kanalize edip edemediğimize karşı içimizde taşıdığımız şu derin şüphe.

    "Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama galiba Arap edebiyatında anlatılan bir hikâye.." diyen alıntınız da sahiden etkileyici bir meselmiş.


    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yazılarımla kanalize etme amacım yok ve gücümün olmadığını da biliyorum. Gerçeği vurgulamak için öyle bir final seçtim.

      Sil