12 Aralık 2012 Çarşamba

“Öyle Bal”a Böyle Yazı: Pangar’ın “Macbeth”i


Elimin zor gittiği, yazmayı sürekli ertelediğim bir yazı bu. Oyunu Kasım’ın 12’sinde seyrettim. Bana oyunu hatırlatmasın diye tuttuğum notları gözümden ırak bir yere koydum. Gösteri tarihlerini araştırdım, kötü bir şeyler yazarsam gişeye etkim olur, bana inanan(?)oyuna gitmez falan diye. Benimki de saflık işte, kim oyun hakkında önceden okuyor da seyrediyor, hele beni okuyan kaç kişi seyretme kararını değiştirir ki!   Gene de bu yazıyı yazarken bile hâlâ tereddüt içindeyim.

Pangar’ın yazdığı “Mehmet Birkiye yorumu ve 42 kişilik kadrosuyla MACBETH 13-14 Kasım 20:30 Kenter'de SON 2 OYUN!” “twit”i nedenimi özetliyor, zira “twit”in içinde tereddütlerimin nedenleri var.

Oyunu “iyi yönetmen ve hoca” olduğuna inandığım Mehmet Birkiye yönetmiş. “Hocam bu nasıl Macbeth?” diye soracağım tuhaf olacak. Ben “ütopik” falan da demem ne düşündüysem söylerim. Kadro 42 kişiymiş. 42 kişinin ekmeğine de engel olmayayım, vebali büyük. Demet Evgar çok beğendiğim bir oyuncu. Böyle büyük bir sorumluluk altına girmiş, tiyatrosunun ilk oyunu.(Neden Macbeth?) Arada Nilgün Kurt var.  Neyse ki “SON 2 OYUN!” denmiş. Ama ya “Kenter’de SON 2 OYUN” ise? Yani oyun devam edecek ama Kenter’de değil. Yani zor dostum zor! Siz bir oyunu yazmak kolay mı sanıyorsunuz? Benim için en zor olanı seyretmişsem, yazmamaktır. Geçmişte bir iki kez seyrettim ama yazmadım, sonradan vicdanım beni rahatsız etti. Artık ne olacaksa olacak, kalem yazmaya başladı bir kere. Kalem dediğim “klavye”!

 Biliyorsunuz oyun ilk kez İKSV Tiyatro Festivali’nde(2012) seyirci ile buluştu. Sonradan Kasım 2012’de 5 gösteri tarihi açıklandı ama ilk iki gösteri “teknik” nedenlerle iptal edildi.  Ben 12 Kasım’daki gösteriye bilet aldım. Bilet fiyatı 50 TL. Londra’da olsak, 42 kişilik kadroya bakarak, “bedava” derdim ama burası Türkiye.(Ama galiba artık 50 TL’na alışacağız!)  Hem gişeden alsan da fark etmiyor. Zira açık bulup oyunun sahnelendiği Kenter gişesinden de alsan Biletix’e 5 TL hizmet parası veriyorsun. Söylenene göre Pangar öyle anlaşmış. (Haksızlık da etmeyeyim “o” gece ellerinde yer numaraları yazılı “beyaz” kağıtlar olan pek çok seyirci vardı salonda.) Ben salonda kapının hemen girişine denk gelen aradan bilet almaya çalışıyorum. Koltuk arasında sabitlenecek  ayaklarımı kımıldatabileyim diye ama gel gör ki Biletix ekranında o sıranın numarası yok. Ekrandaki salon planında  ara görülmüyor. İster inanın ister inanmayın Kenter gişesi önünde  yemekten dönsün diye beklediğim görevli biraz da beni bekletmiş olmanın utancıyla salona kadar gitti sıra numarasını öğrendi ricamı kırmayarak, “o” sıra 11.sıraymış. Ama başka bir şeyler söyleyince(sahne öne çıkmış, ön koltuklar kalkmış) kafam karıştı evde daha önceden aldığım “o” sıranın biletini buldum “o” sıra 10. sıraymış. Ama salon nerdeyse dolu ben sonunda balkonun ikinci sırasından bilet aldım. Balkonda da önünüzde oturana göre kaykılma, öne yana eğilme durumları var ama olsun. Oyunun seyrettiğim videosunda bayıldığım sahnenin görselliğini tam tepeden görme olanağı olacak!  Üçüncü sırada hemen arkamda Kubilay “qb” Tunçer vardı. Bu kadar lafın Kubilay “qb” Tunçer’e çıkmasının nedeni ise şu, o 25 Kasım 2012 tarihli Hürriyet Keyf’de  oyunu yazdı(“Heyecansız Bir Başyapıt”) ve açıkça “olmamış” dedi. Ben ilk olma sorumluluğundan kurtuldum.  Ben Kubilay “qb” Tunçer’i ikinci perdede arkamda görmedim. Oyunun ilk yarısına göre mi karar verdi bilmiyorum. Yeni Tiyatro Dergisi’nin Ödül Jürisi heyeti de ilk yarıyı balkonun birinci sırasında seyredip ikinci yarı yok oldu. Muhtemelen salondaki boş yerlere geçmişlerdir, “qb” ile birlikte. Koskoca jüri oyunu yarıda bırakıp gidecek değil ya!

Her neyse şu ana kadar Macbeth hakkında yazılı tek “profesyonel” eleştiri Kubilay “qb” Tunçer’e ait. Diğerleri görmüş ama “dokunmasın” diye yazmamışlardır. Kiminin “amca” taktiği kiminin “sayılı eleştirmen” taktiği var.  Zira “yahu bu oyunu mu aldınız tiyatro festivaline” de denecek doğal olarak. Ama İKSV nereden bilecek, yönetmene, baş rol oyuncusuna, kadroya, yazara ve metne bakıyorsun her şey “dört dörtlük”. Bu “4x4”den Anadol çıkacağı nasıl aklına gelsin? Bu arada bu sene kurulan Pangar iki oyunuyla İKSV Tiyatro Festivali’nde “yer bulmuş”. “Lulabay” devam ediyor o “gaz”la.. Ön yatırım karşılanınca ve de kadro dar olunca neden olmasın! Macbeth’in “ön yatırımı”nı da İKSV sağlamış ama  Macbeth’in işi daha zor, “42 kişilik kadro”yu(28 kişilik oyuncuyu) bir araya getirmek ve de Kenter Tiyatrosu gibi bir salon bulmak da kolay değil. Kubilay “qb” Tunçer’e göre “gelecek ayki tarihler için  …… nolu telefonu arayabilirsiniz.”

Bir önceki paragrafın son “tırnağı”na kadar “kenarından dolaşarak” 655 sözcüğü doldurmuşum. Benim yazılarım 1200’den başlıyor demek ki 600 sözcük daha yazmam gerekiyor ama ne diyebilirim bu Macbeth için?

İnterneti karıştırdım bazı isimlerin özgeçmişine baktım. “42 kişilik kadro” içinden seçtiğim ve bana göre diğerlerinden daha deneyimli ve de oyundaki “rolü” daha önde olan  Mehmet Birkiye, Engin Hepileri, Demet Evgar, Erkan Bektaş, Bülent Şakrak ve Beyti Engin’in öz geçmişlerinde bu oyundan önce bir  Shakespeare oyunu yok. Gerekli mi? Değil!  Ama ben bu Macbeth’i,  beğendiğim bu tiyatroculara yakıştıramadım. Sanki herkes “görevini” yapmış, gerisine karışmamış. Aradım taradım bir mâkul neden bulamayınca bahaneyi “öyle” buldum.  Shakespeare oynamamış olabilirsiniz ama bu kadar iyi tiyatrocu bir araya gelince birbirini ikaz etmez mi?

Özgeçmişlerini bulamadım ama Ali Cem Köroğlu(dekor), Başak Özdoğan(kostüm), Cem Yılmazer(Işık)’in Shakespeare deneyimleri olabilir diye düşündüm. Aslını isterseniz oyundan aklımda kalanların “görsellik” ile ilgili olmasının tesiri altında kalmış da olabilirim. Görsel ile ilgili bir de “final” sahnesi var ki hatırlamak bile istemiyorum, hani ölüyü diriyi … Ölü Macbeth’lerin masa üstüne yatırılıp fermuar çözülmesi sahnesi.  Bu hangi ihtiyaçtan doğdu bilmiyorum. “Sayılı eleştirmen”in “ütopik” dediği bu olsa gerek!

Beni oyuna çeken oyunun videosu oldu.  Bence oyundan daha güzel ve başarılı.  Türkiye’ye yabancı futbolcu da öyle transfer ediliyor. Adamın attığı golleri arka arkaya gösteriyorlar sonra bir bakıyorsunuz ki “Hoş geldin- Bienvenü”! (Bilmeyenler Bienvenü’yü Fenerlilere sorsun!) Yani gösterilen şahane, sahnedeki ise bahane! Beni de “kandıran” o video!

Ali Cem Köroğlu’nun dekorları “hareket” ile meşhur. O, sahnedeki “hareket”i yaratıyor ve onun “dominant” tasarımı, yönetmenin elini kolunu bağlıyor âdeta.  Yönetmen de mizanseni,  dekora göre buluyor sanki.  Macbeth’de de yine “başarmış” Köroğlu. Soldan çıkan bir çekmece(!), sağda dönerli bir dolap ki menteşeleri gevşek olduğu için bazı anlarda kendi kendine dönüyor. Devreye giren motor sesiyle harekete geçtiği anlaşılan ve yandan gelip giderken açılıp toplanan  bir balkon penceresi çerçevesi. Arkada şeffaf cam ardında gölgeleri oynaştıran banyo dairesi ve de ortada açılan bir kapı. Sahne önünde bir balkon korkuluğu ki onu yatırmak kaldırmak Macbeth’i yatırıp kaldırmaktan daha fazla özen istiyor. Sağ çekmeceden(!) “kanayan” küvet çıkıyor. Yönetmenin elinde bu kadar “açılan şey” olunca o da bir “açık”lıktan kimini sağdan kimini soldan kimini ortadan sokmuş, çıkarmış (sahneye yâni).. Ama etrafında oturan herkesin göründüğü BÜTÜN bir yemek masası yok. Sanki çekmecenin içinde devam eden bir masa var da etrafı kalabalık… diye hayâl edecekseniz yanılırsınız, orada bir kişi var. Masa etrafında oturanlar  çekmece hareket halindeyken ayakta dursa, kara yolunda gabarisi köprüden yüksek olan kamyon gibi köprüyü yıkar maazallah. Herkes oturacak ve çekmece dışarı çıkacak ve içeri geri gidecek. Ben bir tek fotoğrafta gördüm BÜTÜN masayı, onu da reklâm olsun diye çektirmişler belli ki. O  “çekmece” orada olunca her şey geride kalmış. Oysa sahne önüne çıkmışlar bir de.  Oyunda nerdeyse herkes sigara yakıyor, duman bol olsun diye herhalde. Sahneye "fışkırtılan” duman bence fazla. Sigara firmasından sponsorluk almışlar diyeceğim ama markayı çıkaramadım.  

Demet Evgar’ın kostümlerinin “öyle” olması gerekli mi? “Öyle”yi açmak zor. Ama güzel bir kadın olan (“Elle Style Awards 2012 Kadın Sanatçı Birincisi”) Demet Evgar’ın alımını göstersin diye yapılmış sanki.. “Lady” Macbeth, kimi zaman çıplak ayaklı kimi zaman yüksek “pont”lu. Bunun da oyunun rejisinde bir başka karşılığı yok. Kostümdeki tek başarı bence Macbeth’in kanlı elbiseyi seyircinin karşısında giyinip gelmesi. İyi de bu “trük”ün oyunun bütününde bir başka karşılığı var mı? Yok! Ama “hoş” duruyor! Işık ise “tekliyor”. Sahnede koşuşturmaca sırasında Macbeth’in çekmeceden çıkan masanın üstünden atlaması gerekli mi?  (“O sırada yapıyorsanız gerekli, yapmıyorsanız gerekli değildir” Değil mi Mehmet Birkiye?) Masa bir ara çekmeceden çıktı ama zamanında yana toplanmamış balkon penceresine çarptı, geri alındı, engel kalkınca gene çıktı. Yoksa o “çekmece” takılı mı kaldı? (Bazısı tiyatro “hesap işidir” diyor, hesap işi olsa o çekmece o pencereye çarpar mı?) Dekorda hareket var ama “engelli”. Lady Macbeth’in sakat arabasına oturtulması gerekli mi?(Yönetmenin “gerekli mi?” sorusuna verdiği cevap yukarıda.) Sakatlara madalya töreninin “görsel” katkısı ne? Macbeth’e takılan kurdeleli madalya ise oyun boyunca Macbeth’in göğsündeki bröve, bir önceki zaferine mi ait?

Belki niyet “kaos”u, “kıyamet günü”nü anlatmaktı ama sahnede “görünen”, “zayıf” ve “klişe”.  Herkes “kadın düşkünü”.. “Kötülüğün” sahnedeki görsel karşılığı “kadın mıncıklamak, sıkıştırmak vs” (uyuşturucu niyetine?) sigara içmek, gaz maskesi takmak  ve de ırza geçmek.. Kelimelerin(metnin) içindeki kötü(lük) ise kaybolmuş bu durumda. “Görsellik” (bol) olsun deyince ortaya çıkan resim bu! “’Kadın’a neler etmişsiniz” diyeceğim, korkuyorum “kadınlar matinesi” yaparlar, Açık Radyo’daki Yiğit Sertdemir’in programında  “kuranderde kalıp” soğuk alırım(hedef olurum) diye! Ya 3 cadı? Sahnede o kalabalık arasında kaybolup gitmiş. Gaz maskeli askerlerin savaş “dansı” çok acemice. Sinevizyon’daki görüntülerin sahneye geçişi bir boşluk hissi veriyor, bir yapaylık var askerlerin oradan oraya atlayıp zıplamasında. “Tenten’in polisleri”ni hatırlatan iki “Yahudi” tüccar ne yapıyor?  Yerde beyaz elbisesi kanlanmış, bacakları iki yana savrulmuş bir kadının başında atılan tiratlar. Sanki bir randevu evindeyiz. Arkada devam eden bir zevk(oturak/masa üstü) âlemi. Zafer sarhoşu Kral, “oynaşıyor”. Kadınlar da bir âlem, erkeklerin üstüne atlıyor. Siperde “yak bakalım bir cigara” görüntüsü. Lady Macbeth çok “iyimser”. Alışmak zor olacak bu Lady’ye.. Macbeth’ler seyirciye konuşuyor.  Işık kötü. ‘Cehennem Kapıcısı’nda daha iyi performanslar gördüm. Tam o sırada, arkada puslu cam arkasında Macbeth’lerin banyo sahnesi, camın kenarından kan sızıyor, “kan temizliyor” karı koca. Macduff kusuyor sahnede . Ne kusma! Macduff “kukla” gibi yürüyor, sanki “ipleri” bir başkasının elinde. Cadılar  “pas pas” yapıyor sahnede, PERDE!

“Tenten’in polisleri” fırtınaya şemsiye açıyor. Macbeth elinde Banquo’nun fotoğrafı, seyirciye konuşuyor. Çekmeceden çıkma, akordu bozuk bir “keman”, ses veriyor. Yemek masası çekmeceden çıktı, yarım. Sahne önüne gelen kararıyor, ışık az. “Tenten’in polisleri” sandviç yiyor. Çok normal bir insan eylemi ama o sahneyle ilgisi ne? Bu “cehennem”de ağızlarından kan aksın diye bekliyor insan. Çekmeceden bu kez cadılar çıktı, dumanlar içinde. Macduff’ın karısının ölüm sahnesi, ne saçma. 3 sakat arabasında 3 gâziye madalya merasimi, Malcolm ve Macduff’ın merasimle ilgisiz diyalogu, uzun ve sıkıcı. İçimden ittirmek geliyor “tempo tempo!” Bu arada kenarda sakız çiğneyen bir kadın, balonu patlattı patlatacak. Sağdan bir “Köroğlu müdahalesi”, küvet çıktı. Susuz küvette(oysa kusmuk sahici) Lady Macbeth “temizleniyor”. Elleri bilirdik ama bütün bedeni “kanlı” imiş meğerse. Bu ikinci yıkanış, ne kanmış be! Lady sahneden sakat arabası ile çıkıyor tam o sırada küvetin kenarlarından kan sızıyor, “küvetin gözyaşları”.   Soldaki çekmeceden bu defa iki sekreter kız çıktı. Macbeth’in “kurmay heyeti”.  Sofitadan kırmızı kolluklar iniyor, askerî manevra düzeni  “kırmızı” düşman” mavi” dost, taraflar belirleniyor. “Ormanın yürüdüğü” telefonla(“i-phone” olaydı keşke, “sponsor” geliri olurdu) bildiriliyor. Askerler maskelerini takmış oradan oraya zıplıyor. Mr.Macbeth biraz arabesk: “Hayat dediğin nedir ki?”, oysa karısı ölmüş. Çekmeceden çıkmış masanın üstünden Mr.Macbeth atlıyor. Son sahneler curcuna, kim ne niçin nasıl, herkes sahnede koşuşturuyor. Koşuşturup yorulan pantolonunu çözüyor, kadınlar hazır. Biri merhume Lady’i sırtlamış diğeri merhum Mr’ı, götürüp masanın üstüne yatırıyorlar, pantolonlar inerken, iniyor PERDE!

Kralın oğlu Donalbain oyunda yok ama diğer oğlu Malcolm hazır, “iki kişilik” oynuyor! Tümü üç replikten ibaret Donalbain, Enobarbus değil zaten! Kaldı ki millet Enobarbus’suz oynuyor!

(Geldim 1749 sözcüğe! Daha söylenecek bitmedi. Meğerse ne “dolu”ymuşum! Devam… )

Farkındasınız, metinden, Shakespeare’den falan bahsetmiyorum.  Ama yazı bitmeden şunu belirtmem gerek. “Büyük oyun” sahnelemek çok zor bir iş. “Kapansın ödenekli tiyatrolar, bir daha açılmasın! Özel tiyatro yapar” diyenler var ya onlar bu Macbeth’i görmeli, daha öncekileri görmediyse. (“Özelleştirme dediğiniz zaman tiyatroyu bir ‘entertainment'a, bir eğlenceye çevirirsiniz.” Değil mi Mehmet Birkiye?) Ben ne Shakespeare’ler gördüm özel tiyatrolarda, 10 kişiyle Shakespeare, bazısı Enobarbus’suz!  Oyuncuların SGK’sını da ödeme, ucuza gelsin oyun. Ama bu arada “ucuza  gidiyor” tiyatro! (Kültür Bakanlığı SGK ödemelerinin yapıldığını gösteren makbuzları da istesin bundan böyle, evinin taksitini dizi ile ödeyen  Fırat Tanış “ağlamasın”!) “Ödenekli”  “büyük oyun” yaparsa da risk büyük ama hiç değilse oynama sayısı fazla, “genç” oyuncu sahnede “meslek içi eğitim” yapıyor, “öğreniyor”. Yaşlılar ise gençliğinde iyi olan tenisçinin yaşlı haline benzer, “tekniği ile idare ediyor”.  Oyunun “yıldız” ortalaması daha yüksek oluyor, 10 TL’na oyun seyreden seyircinin riski azalıyor. (“Her oyun, ancak 10 kez, 20 kez oynandıktan sonra kendi kimliğini ve kişiliğini bulur. Onun için İngilizler o ilk 10 bileti ucuza, 'preview' diye satarlar..” Değil mi Mehmet Birkiye? Pangar’ın Macbeth’i daha 5 kere oynandı. 10’u bulur mu? Biz boşuna mı verdik “tam bilet” parasını?) Kaldı ki “ödenekli”den reklâm almış dergi, bir sayıda aynı oyuna üç yazı koyuyor. Bunu gören(?) seyirci “oyun, iyi” sanıyor. “Büyük oyun”, “antremanlı oyuncu” istiyor. O kadar sigara içiyorsan köpeğini Göztepe Parkı’nda dolaştırarak “fit” olamıyorsun. 27 gün dizide oynadıktan sonra ayda üç gün sahneye çıkıp “rol kesemiyorsun”! “Klişe”ye alışınca “okullu” da olsan ”konsantrasyon” falan kalmıyor. Sahne seni vuruyor yerden yere! Salon sorun değil aslında “iyi ise balın, arısı Şam’dan gelir”. Mesele şu ki  “bal”ın iyi değil. Öyle “bal”a böyle yazı

Melih Anık

(2031sözcük oldu, hesap şaştı, “fazla” oldu ama yazı “tamam” oldu!)

Alın bu da yazının “amortisi”, oyunun kadrosu:

Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu
Yöneten/Dramaturgi: Mehmet Birkiye
Dekor: Ali Cem Köroğlu
Kostüm: Başak Özdoğan
Koreografi: Alpaslan Karaduman
Müzik: Çağrı Beklen
Işık: Cem Yılmazer
Yönetmen Yardımcısı: Engin Hepileri
Oynayanlar (sahneye giriş sırası ile):
1.Cadı: Hare Sürel
2.Cadı: İncinur Daşdemir
3.Cadı: Esin Doğan
Malcolm: Umut Temizaş
Duncan: Kubilay Karslıoğlu
Ross: Levent Can
Lennox: Beyti Engin
Macbeth: Erkan Bektaş
Banquo: Gökçer Genç
Leydi Macbeth: Demet Evgar
Macduff: Deniz Celiloğlu
Kapıcı/Seyton: Bülent Şakrak / Efe Tunçer
Askerler, Subaylar, Beyler, Görevliler, Leydi Macduff, Genç Siward, Katiller, Hekimler ve Haberciler:
Tuğrul Karanfil, Soner Erol, Ada Alize Ertem, Tuan Öztürk, Şive Şenözen, Abdullah Semercioğlu, Ömer Utkan, Şan Bingöl, Bülent Keser, Simge Konrat, Melek Ceylan, Nurhak Mine Söz 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme