13 Ağustos 2011 Cumartesi

Bir Damla Gözyaşı ve Tebessüm:Yeşim Koçak’tan Mutfak Söyleşileri

Svava Jakobsdóttir ’in 5 kısa öyküsünden yararlanılarak hazırlanan Mutfak Söyleşileri,  İBB Şehir Tiyatroları  27.Genç Günler kapsamında Mayıs 2011’de seyirci ile buluştu.


YAZAR
Svava Jakobsdóttir  ( 1930-2004)İzlanda’nın  çağdaş yazarlarından  ve feminist politikacılarından (o kendine “hümanist” diyormuş) biridir. Eserleri,  gerçeküstü feminizmin önde gelen  örnekleri arasında sayılmaktadır. Svava Jakobsdóttir , 1971-1979 tarihleri arasında  İzlanda parlamentosunda solcu bir partinin temsilcisi olarak kültür politikaları ve uluslar arası ilişkiler konularında görev yapmış. Birleşmiş Milletler’de ülkesinin sözcüsü de olan yazar, altısı oyun onaltı kitap yazmıştır. 

İlk kitabı(12 Kadın) 1965 yılında yayımlanmış. 1967 yılında yayımlanan bir başka kitabı (Taş Duvar Önünde Parti) kısa hikâye yazarı olarak tanınmasını sağlamış. Kadının aile içindeki rolünü anlatan alegorik hikâyesi  Çocuklar İçin Bir Hikâye, kadının özgürleşme hareketinin başucu eseri olarak yer etmiş edebiyat dünyasında.  1969’da basılmış ilk romanı Kiracı, II.Dünya Savaşı sırasında  İzlanda’daki en sıcak ve hassas konulardan biri olan ülkesindeki  Amerikan üssü ve egemenliğine karşı milliyetçi başkaldırıdır.
“Svava Jakobsdóttir  toplumu oldukça sert bir dille, düşsel gerçekliği kullanarak absürd bir dünya yaratarak eleştirir. Hikâyeleri ülke çapında hararetli tartışmalara yol açar.”
Svava Jakobsdóttir, toplumsal sorunlara duyarlılık yaratan eserleri ile İzlanda’nın ezberini bozmuş, alışılmış düşünce kalıplarının kırılmasında öncü bir rol oynamış. Radikal modernleşme, yeni kültür, burjuvanın doğuşunun sıkıntıları, geleneksel kırsalın materyalizm ile tanışmasının yarattığı şaşkınlık, eserlerinde çarpıcı bir üslup ile anlatılır. Ülkesinden uzak yaşadığı yıllarda anılarındaki İzlanda’nın yerine inşa edilen yeni ülke gerçeğinin yarattığı hayal kırıklığının izleri eserlerinde görülür.
Svava Jakobsdóttir ’in hikâyelerinde kesilen uzuvlar, evin betonunun bir parçası olan insanlar, bir boyunda iki baş,  aynada varlıkları kuşkulu kadınlar  etkileyici metaforlar olarak karşınıza çıkar. (Çocukları için) ”Aklı başından gitmek”, "kendini parçalamak", (sevdiğine)”elini vermek”, (sevdiği ile)” ölene kadar” gibi ifadelerdeki kelime oyunlarını kullanarak farklı bir gerçeklik yaratmıştır.
İdeal mutfak tasarlayan “kâşif” kocanın “nesne”leştirdiği karısı; dostlarına gösteriş yapmak için yeni aldıkları evlerindeki taş duvar önünde parti yapan, sınıf atlamaya çalışırken iflas etmiş bir karı-koca; çocukları için kendini “parçalayan” anne;  evlilik merasimlerinin geleneksel söylemindeki “elini verme”yi fiziksel anlamıyla yerine getiren gelin; evlendiği gün ölen ve geride okunmadık kitap bırakmamayı hedeflemiş;  okuduğu son hikâyedeki okyanusları harekete geçirdiğini sanan küçük yengecin çaresizliği içindeki kadın baş roldedir ama fonda, toplumsal koşulların baskısı tüm ağırlığı ile yerini almıştır.  
UYARLAMA
İzlanda Ulusal Tiyatrosu, Svava Jakobsdóttir ’in beş öyküsünden yola çıkarak oyun yazmasını Vala Thorsdottır’dan istemiş. Vala Thorsdottır , “Oyun, yazarın anısına olacağı için içeriğe ve metinlerin atmosferine sadık kalmaya özen göstererek”  oyunu oluşturmuş. Ancak “öykülerin dünyaları birbirinden çok farklı olduğu için onları birleştirmek kaynaştırmak amacıyla karakterlere öyküler arasında yolculuk yaptırmış”. Kadın karakterler ilk göründükleri rolleri ile diğer hikâyeler içinde hayatlarına devam ediyor.  Araya “Svava Jakobsdóttir  ’in karakterleri kadar kolaylıkla boyun eğmeyen  Hamile Kadın yerleştirilmiş. Hamile Kadın, “devamlı olarak sahnede olan kadınlara, nefes aldıran bir karakter olmuş” aynı zamanda. Sahne geçişlerinde Hamile Kadın sahneye çıkmış ve sahne değişimlerine olanak vermiş.
Oyundaki tüm erkek rolleri tek bir erkek tarafından oynanıyor. Vala Thorsdóttır , “Erkeklerin başrolü oynadığı bir dünyada sürekli oradan oraya koşuşturarak kadınlara yetişmeye çalışan BİR erkek olması”nı tercih etmiş . Bana göre de çok iyi olmuş. Zira kadınların zengin dünyaları karşısında erkekler “tek tip” zaten!
Birbirine Adanmış(5 sahne ), Çocuklar İçin Bir Öykü(4), Mutfağın Ölçüsü(2), Bir Yengeç Bir Düğün Bir Ölüm(2), Taş Duvar Önünde Parti(1) hikâyeleri ile uyarlayan tarafından eklenmiş Düğün Konukları/Cenaze Konukları(1) ve Hamile Kadın(8) ile toplam 23 sahneden oluşan bir gösteri Mutfak Söyleşileri.  Hikâyeler sahnelere bölünmüş ve iç içe geçirilmiş. Uyarlama yapacaklar için de öğretici örnekler var. Örneğin dünyanın tüm kitaplarını okuyan kızın bu özelliği sahnenin başında sevgilisi ile geçen bir kitap bilmecesi şeklinde verilmiş. Uyarlayan, hikâyelerin vurgu noktalarını ustalıkla diyaloglar içinde kullanmış ve anlatıma dayalı hikâyelerden aslına yakın olmaya çalışan, espri ve hüznü  birleştiren diyaloglar yazmış.
Ama yazardan da bazen uzaklaşmış. Örneğin, oyundaki Mutfak Uzmanı karakteri hikâye deki Alman Uzman yerine yaratılmış. Svava Jakobsdóttir  , Alman Uzman ile ülkesinin yabancı uzmana(akla) olan hayranlığını eleştirmiş. Uyarlayan ise bu konunun  eskidiğini düşündüğünden olmalı bu tür bir milliyetçilik üzerinde durmamış. (Mutfak renkleri için bayrak renklerinden bahsediliyor ama algılanmıyor.) Mutfağın yeniden tasarlanması erkeğin “icat etme ve dehasını gösterme”  hastalığının bir sonucu ama erkek bunu kadının hareketlerinin verimliliğini sağlama “kulp”una bağlamış. Bu arada adam bu buluşu ile ülkesinin adını da uluslar arası alanda duyurmayı hayâl ediyor.  Oyunda erkeğin yaptıkları, kadına kolaylık olsun diye yapıyor gibi algılanıyor. Esas hedef ise kadını “bağlamak/hareketini kısıtlamak”, mutfağa hapsetmek.  Mutfak Kadın’ındaki “regl” hikâyesi de uyarlayanın eklediği bir ayrıntı. Bir Yengeç Bir Düğün Bir Ölüm hikâyesindeki kızın, mutfağın renginin “coral blue” olmasını istemesi bence çok önemli bir detay, uyarlamada atlanması iyi olmamış. Zira o renk, kızı, yengeç; kızın mutfağını da küçük yengecin denizaltındaki dünyası ile bağlıyor. Hamile kadın ve doğum metaforunun seçimi iyi, oyuna katkısı ise tartışılır. Metindeki son sahne zayıf geldi bana. Düğün Konukları/Cenaze Konukları gibi karakterlerin bir arada olduğu toplu sahneyi tercih ederdim.   
Vala Thorsdóttır , oyunun Svava Jakobsdóttir  ’in tüm öykülerindeki atmosferi yansıttığını belirtiyor.  Bana göre atmosferin oluşturulmasında, Yeşim Koçak’ın katkısı daha büyük.
YEŞİM KOÇAK YÖNETİMİ
Yeşim Koçak mükemmel bir iş çıkarmış. Hikâyeleri ve oyunu okumak Koçak’ın yaptıklarını daha iyi ortaya koyuyor. Koçak, Svava Jakobsdóttir’in fantastik gerçekliğini mükemmel bir atmosferle ortaya koyuyor. Abartmıyor sanki sıradan bir masal anlatıyormuş gibi doğal veriyor siz de kapılıp gidiyorsunuz.  Birbirine Adanmış hikâyesinde “vitrindeki bebeğe bakan küçük kız” diye bir ifade okudum. Yeşim Koçak bu ifadedeki naif küçük kızın saflığı ve sadeliği ile oyuna bakmış, bu duyguyu oyunun tümünde hayata geçirmiş.  Bence başarısının temelinde yazarın ne dediğini anlatma çabası var. Temel olarak ana söylemi ve atmosferi kararlaştırmış ve sahnelemeyi bu çizgiye uygun geliştirirken kendini de ifade etmiş aynı zamanda.  Farklı hikâyelerin sahnede “bir”leşmesinde  rejinin katkısı çok.  Bu tür çalışmaların başarısında dramaturginin(Sibel Arslan Yeşilay) önemini de vurgulamak gerek. Yazarın iyi temsil edildiği, eserin atmosferinin oluşturulmasında bilgili bir katkının varlığı dikkatinizi çekiyor.
“Una furtiva lagrima” şarkısı ile sevgilinin göz pınarlarındaki kaçamak bir gözyaşının hüznü düşer sahneye. Sanki hüzünlü bir göz yaşı yuvarlanıyor sahnede, dudaklarınızda bir tebessüm bırakarak.  Açılışta kullanılan müzikle(Müzik:Cenk Durmazel) göz bebeklerinde biriken bir damla yaşın hüznü,  sizi hemen oyunun içine çekiyor ve oyuncuların sahneye estetik hareketlerle girişleri(Koreografi: Tuğçe Tuna)  hem rejinin ip uçlarını hem de yazarın fantastik gerçekliğini veriyor. Babanın eşikteki duruşunun gölgesinin sahneye düşürülüşü (Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan) de aynı estetik yaklaşımın bir sonucu ve başarılı bir oyun “okuması”.  Annenin kalbini verdiği kızının başını da sararak onun da annesinin “yolunda” olduğunu gösterilmesi,  Mutfak Uzmanı’nın sanki bilgisayarda üretilmiş uzaylı seksi kadın yapılması  sahneye yeni anlamlar katan Yeşim Koçak buluşları.
Bir çok ince ve zarif ayrıntı ile sahneye getirilen ufuk, mükemmel. Sahnede bir nesnenin, mutfak tezgahı, masa, sedye, sanduka vb gibi amaçlarla farklı kullanılışındaki yaratıcılık ve çok şey anlatan minimalist tasarım ( Sahne Tasarımı: Taciser Sevinç), kadınların giysilerindeki farklı gibi görünen ama aslında ayrıntılarda görülen birlik ve estetik, kumaşlardaki aynı desenin farklı renklerle kullanılması(Kostüm Uygulama: Onur Uğurlu), kolye tasarımlarında incinin farklı formlarda kullanılışı, kek kapları, sahneler arası geçişlerdeki hız ve akıcılık, hamile kadının seyirci arasından konuşturulması, gelinliğin eteği içindeki kadınlar, erkeğin repliğe göre gecikmeli, giyinme aşamaları ile sahne girişleri, doğum masasının dikleştirilmesi, bateri vuruşlu sahne girişleri, ışık ve müziğin kullanılışı ve seçimi  gibi ayrıntılardaki hassas dokunuşlar oyunu özel yapıyor.  (Butafor: Dila Kars) (Efekt Tasarımı: Yusuf Tuncer)
Yönetim, oyunculuk ve yukarıda yeri geldikçe belirttiğim ama oyunun bütünlüğündeki katkısı salt onlarla sınırlı olmayan tüm teknik alt yapının “tek dil ve gönül” olarak bütünleşmesinden doğan başarıyı alkışlıyorum.  
OYUNCULUK ve OYUNCULAR
Oyunu özel yapan bir diğer husus da oyunculuk.   Sahnede iyi oyuncu oldukları kadar zarif, güzel insanlar var. Oyunculuk üsluplarındaki “ekol” birliği, iyi çalışılmış reji sayesinde daha da ortaya çıkmış. Oyuncular farklı enstrümanların farklı seslerini uyum içinde birleştiriyor. Ses,tonlama, beden, jest  ve mimiklerin kullanılışı, susuşlar, kelimelerin duygu ile sarılması, hem yazarın evreni hem de birbirleri ile uyum içinde.
Yeşim Koçak, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olmuş. Koçak, adı, Kent Oyuncuları ile özdeşleşmiş bir oyuncu. Oradan ayrılmış olması beni şaşırtmıştı. 2009’da İBB Şehir Tiyatroları’na katılmış. Yeşim Koçak’ı  seyrettiğim  oyunlardaki ( Martı, Nükte, Çözüm, Aşk Çemberi, İnishmore’lu Yüzbaşı, İki Hayat Sonra, Gece Mevsimi,  Anna Karanina,  Mefisto, Marat-Sade) farklı rolleri ile hatırlıyorum. Benim için özellikle Çehov oyunlarının vazgeçilmez oyuncusudur.  Mutfak Söyleşileri yönettiği ilk oyunmuş.  Tiyatro, metni okunmada ayrıntılara dikkat eden, titiz  ve ince dokunuşları olan bir yönetmen kazandı diye seviniyorum. Umarım yönetmenlikteki bu ilk denemesinin başarısı onun oyunculuğunu izlememizi engellemez.  Diliyorum  İBB Şehir Tiyatroları ona hak ettiği rolleri verir.  
Buket Yanmaz Kubilay, Galatasaray Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden. Ve Diğer Şeyler Topluluğu, Semaver Kumpanya, Lir Müzik ve Sahne Sanatları Topluluğu’nda farklı yönetmenlerle çalışmış. Çeviriler yapmış. Çeşitli atölyelerde kendini eğitmiş. Kukla ve mask , jonglaj, Shakespeare oyunculuğu atölyelerinden  deneyimler edinmiş. Sporculuk (yüzme ve basketbol ), fotoğrafçılık mesleğini zenginleştiren uğraşlarından. Mefisto ve Şahmeran onu seyrettiğim oyunlar.
Seda  Fettahoğlu, Bilkent Ünivesitesi  Tiyatro Bölümü’nden mezun. Tiyatro Kare’de çalışmış, sahne hareketi üzerine çalışmalar yapmış. Eğitmenlik yapıyor. 2003 yılından beri İBB Şehir Tiyatroları’nda. Onu Bakhalar, Surname’de seyretmiştim.
Mert Tanık, tiyatroya lisede başlamış, Ankara TED ve Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden mezun. 7 sezonu  Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda geçen 13 yıllık Devlet Tiyatroları deneyiminden  sonra  2009’da İBB Şehir Tiyatroları’na katılmış. Ben kendisini Mefisto’da fark ettim, Bakhalar’da dikkatle izledim ve Doğum Günü Partisi’ndeki rolü ile aklıma yazdım.  Mutfak Söyleşi’lerinde onun yerine bir başka erkek oyuncuyu koyamıyorum.
Aslıhan Kandemir, Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden. Aynı bölümde yüksek lisans yapmış. Ankara Devlet Opera ve Balesi, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahneye çıkmış. Boston The Huntington Theatre’da staj,  Roxbury Outreach Shakespeare Experience Company'de oyuncu olarak görev yapmış. 1995'de Massachusetts Institute of Technology'de drama dersleri almış. 1997’de İBB Şehir Tiyatroları’na katılmış. Mefisto, Marat-Sade, Kırmızı Pazartesi’de seyrettim onu.
Yasemin Güvenç Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuk bölümünden mezun olmuş. İstanbul  Devlet Tiyatrosu, AÇOK, Tiyatro Kare, TAL , Semaver Kumpanya’da sahneye çıkmış. Kısa ve uzun metrajlı filmlerde rol almış. Londra’da performans yapmış, Peter Brook’un  asistanı Jan Gabriel ile atölye çalışmalarına katılmış. Çocuk oyunlarında oynamış. Fotoğraf, punk çizgi filmler, eski aktris ve aktörlerin  fotoğraf koleksiyonu merakları arasında imiş. Onu, İBB Şehir Tiyatroları’nda Cabaret, Marat Sade’da seyrettim .
Yukardaki özet, bir neslin resmidir aynı zamanda. Onlar kendilerini yetiştirmek için çabalamakta, fark yaratmak için uğraşmaktadır. Onların hayat hikâyeleri ve kendilerini geliştirmek için yaptıkları, tiyatro heveslileri için örnek olmalıdır. Acı olan şu ki tiyatromuz, bunca çabanın karşılığını vermekte cimri davranmaktadır. Onlar da kendilerine yaptıkları yatırımın karşılığını tv’lerde almaya çabalıyor ve de ekrandan tanınıyorlar. TV de onların yatırımlarını “öğütüyor”.
Geçmişlerine bakınca bu oyuncuların ortaya koyduğu ekip başarısına şaşırmadım. Oyun onların kişisel yeteneklerini göstermelerine olanak veriyor onlar da bu olanağı çok iyi değerlendirmişler. Onları sahnede “canlı canlı” seyretmek bir keyif ve şans.
Mutfak Söyleşileri ile Svava Jakobsdóttir‘in gündeme gelmesine çok memnunum. Yazarın söylemi bugün halâ yeni.  Hayata bakışı, sizin de hayatınıza bakışınızı değiştirebilir.
Oyunu 2011-12 sezonunda yeniden seyretmek için sabırsızlanıyorum. Mutfak Söyleşileri’nin sezonun en iyilerinden biri olacağını şimdiden söyleyebilirim.
Melih Anık

Kaynak:
Mutfak Söyleşileri - Vala Thorsdóttır - Çeviren Ayşe Üner - Mitos Boyut 340
Svava Jakobsdóttir - The Lodger and Other Stories - University of Iceland Press 2000

Not:
Oyundaki hikâyeleri içeren Svava Jakobsdóttir’ın kitabı  “The Lodger and Other Stories”i  baskısı tükendiği için bulmam epey zor oldu.  Kitabı Harvard Üniversitesi(Boston) kütüphanesinde bulabildim. Kitabın temininde yardımcı olan Lalin Anık’a teşekkür ederim. Kitap tek nüsha idi ve daha önce kimse almamıştı. “Koskoca” Harvard’da bile merak edilmemiş bir yazarı Türkiye’de sahneye çıkarmak önemli bir iş, payı olanları kutlarım. Bence kitap Türkçeye tercüme edilmeli. İngilizce tercümesini pek de beğenmedim, orijinalinden çevrilse daha iyi olur diye düşünüyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme