“Bir yere yazı yazdığında göndermeden üstünde uyumalı ” derdi babam. Küçüktüm yazının üstünde nasıl “uyunur” anlamazdım. Babam yirminci yaşıma bastığım yıl öldü, üniversitede okuyordum. Onun ölümünden sonra yazı yazmamı gerektiren sorumluluklar aldım. İş hayatımda bir yazı yazacaksam hep babamın sözünü hatırladım, üstünden bir gece geçirmeden, “üstünde uyumadan” yazıyı göndermedim. Onun haklı olduğunu ve “yazının üstünde uyumak” ne demek anladım. Zira insan ilk kalkışta yazdığını sonradan okuduğunda neleri yazmaması ya da başka türlü yazması gerektiğini görüyor, “yazının üstünde yatınca” kendi kendini düzeltiyor.
Ama Behçet Necatigil’in dediği gibi bu arada "bazı şeyleri yarınlara bıraktık" ve “bütün tanıdıklarımız bizi yanlış tanıdı”. “Geniş zamanlar umduk”, çünkü “yanlıştı dar vakitlerde bir düşünceyi söylemek”, “yılların telâşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklımıza gelmedi”. Heyhat! Şiir gibi güzel olmuyor hayat!