Geçtiğimiz sezon İBB Şehir Tiyatroları’nda, nedense ödül jürilerinin pek kayda değer bulmadıkları ama kapalı gişe oynayarak seyircilerinden hak edilmiş övgü ve alkışı alan İnek isimli oyunun yönetmeni Mehmet Avdan’ın, İnek’ten sonra ne yapacağını merak ediyorduk. Karşımıza “Striptiz” çıktı.
Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nun yeni salonunda , onun rejisi ile , Polonyalı yazar Mrozek’in Striptiz isimli oyununu seyrettik . Sezon sonu yakaladığımız bu buluşmayı iyi bir şans olarak değerlendiriyoruz. İnanıyoruz ki Striptiz’in gelecek sezonun umutlu oyunlarından biri olacağını söylemek için erken değil. Gelecek sezon da üzerinde çok konuşulacağını düşünüyoruz.
Bu arada Kadıköy’e 100 kişilik bir salon kazandıran KAST’a teşekkürlerimizi gönderelim ve yolları açık olsun diyelim. Bir küçük hatırlatma yapmamızı da hoş göreceklerine inanıyoruz. Tiyatro salt heves ile yapılmayan ,özellikle finans ve imaj çalışmaları ile gelişen bir sektör artık. Çok samimi bulduğumuz heves ve heyecanlarını biraz “business” ile buluşturup repertuvar , imaj ve finans konularında kurumsallaşmayı sağlarlarsa, Striptiz gibi bir oyunla birlikte KAST’ı da ulusal ve uluslar arası piyasalarda hakettiği yere getireceklerdir, inanıyoruz.
Striptiz’i anlatmadan önce genel bir çerçeve çizmek yararlı olacaktır.
Absürd Tiyatronun Tarihi
İki dünya Savaşı arasında kalan nesillerin, hayatı yeniden okumalarının tiyatrosu denilebilir Absürd Tiyatro için . Ancak kökleri, bir yüzyıl öncesi yeşermeye başlamış “Varoluşçuluk”a dayanmakta. Kirkegaard ve Nietzsche ile hayat bulan varoluşçuluk, izleyicisi “pataphysics” (A.Jarry) akımı ile birlikte yeni filizler vermeye başlamış. Absürd Tiyatronun öncü isimleri Genet ve İonesco da onun(A.JArry) takipçisi olduklarını söylemişler. ( bkz-“pataphysics- Hayali Çözümlerin Bilimi – abuk sabuk dil”)
Ama bir alt başlık olarak Kirkegaard ve Nietzsche’de etkilerini gördüğümüz Nihilizm’i de bu süreç içinde anmak gerek.
1.Dünya Savaşı sonunda ilk manifestosunu(1918) veren Dadaizm , onu izleyen Sürrealist manifestolar(1924-1929) 1900 lü yılların farklı bir yüzyıl olacağını haber vermektedir zaten.
1900 lü yılların ilk yarısında Artaud’un “The Theatre of Cruelty”(Vahşet Tiyatrosu) , Brecht’in “Epik Tiyatro"su ve Cocteau’nun “İnsan Sesi” denemeleri ; Pirandello’nun “6 Kişi Yazarını Arıyor” ile ortaya çıkan yeni söylemini izleyen ; Kafka, Camus,Heidegger, Sartre çizgisinde birbirlerini bütünleyen eserlere paralel , iki dünya savaşının getirdiği trajediler içinde bunalan insan ruhunun tedirginliği , ifadesini Absürd Tiyatro’da buldu.
Absürd Tiyatro’nun çok bilinen örneklerinden Hizmetçiler(Genet) 1947, Kel Şarkıcı (İonesco) 1950, Godot’u Beklerken (Beckett) 1957 tarihlerini taşıyor. Geçmiş birikimleri de dikkate alırsak hemen savaşın bitimini takip eden yıllarda ortaya çıkmaları rastlantı olmasa gerek.
Mrozek’in Striptiz isimli oyunu da bu süreci takip eden 1961 yılında doğuyor.
Absürd Tiyatro’nun Özellikleri
Sıkışmış insanı anlatan Absürd Tiyatro, ideallerin,saflığın ve hedeflerin anlamını kaybetmesinin tiyatrosudur.
Müzikal anlamda absürd,armoni dışılığı ifade ederken tiyatrodaki karşılığı hedef yokluğudur. Dinsel, metafizik ve transendental köklerden kopuşu anlatır. Duygusuz,yararsız olma durumu.. (Martin Esslin)
Karakterler “Commedia dell'arte”nin düz,numunelik,kilişe tiplerine çok benzer.
Pek çok oyunda oyunun baş kişileri birbirinden bağımsız çiftlerdir.( Godot’yu Beklerken’deki Vladamir ve Estragon ; Pozzo ve Lucky ; Oyunun Sonu’ndaki Hamm ve Clov gibi…) Karakterlerden biri dominant diğeri daha pasiftir. Dominant olanı diğerine eziyet etmektedir.
Dialogların saçmalığı üzerine kalıplaşmış inanca rağmen dikkatle bakılacak olursa dialoglar doğaldır. Günlük hayatın klişeleri, yanlış anlaşmalardan kaynaklanan parodik anlatımlar,rutinin can sıkıcılığı Absürd Tiyatro’nun ana çatısını oluşturur.
Absürd Tiyatro’da,anlaşılmamış metamorfozlar, doğaüstü değişimler,fizik kurallarına aykırılıklar yer alır. Kader, tiyatrallık çok vurgulanır.
Absürd Tiyatro , trajikomiktir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Theatre_of_the_Absurd)
Polonya Tiyatrosu ve Mrozek
“Polonyo Tiyatrosu’nun geleneğinin temelinde Mickiewicz’in (1798-1855)adı var. Bu romantik tiyatro geleneği Wyspianski(1869-1907) ve Micinski(1873-1918) ile devam etmiş. Ama aykırı bir sanatçı olan realist ve sembolist tiyatroyu reddederek düşsel ve şiirsel bir tiyatro anlayışını benimsemiş Micinski, politik alegorik ve grotesk yapıtların yaratıcısıdır.
Ama başlangıçta sanat kuramcısı olarak tanınan Witkiewicz (1885-1939), her şeyin dağıtılıp karıştırılmasını sonra da bu kargaşadan yeni bir şey yaratılmasını öneriyordu.Sanatın amacı dünyayı olduğu gibi yansıtmak değil metafizik duyguları harekete geçirmek olmalıydı.( Bu anlamda “pataphysics” anlayışın Polonya’daki devamı gibi görmek de mümkün - ma’nın notu)
Absürd tiyatronun babalarından biri sayılan Witkiewicz adı savaş sonrası tiyatro sahnelerinde pek de görülmüyordu.Bu dönemde Gombrowicz’in (1904-1969) Nikah isimli oyunu geleceğin yazarları Mrozek ve Rosewicz gibi absürd yazarlara yol gösteren bir oyun oldu.
Nikah şu sözlerle başlar:
“İnsan,insanlar arasında olagelen şeylere teslim olmuştur. İnsan için insanlardan doğandan daha büyük bir tanrı yoktur.”
Bu ifadeden anlaşıldığı gibi insanın tanrısal kiliseden insansal kiliseye geçişini gösteren bu önemli absürd oyunun Polonya Tiyatrosu için anlamı çok başkadır.
Kendi topraklarının köklü tiyatro geleneğinden beslenen Mrozek, dünyanın akışından da aldığı etkiler ile 1956-1968 yılları arasındaki kültür ve politikadaki değişime paralel olarak sınırlı da olsa özgürlük rüzgarlarını arkasına alarak büyük bir çıkış yakalamış . ”(Neşe Taluy Yüce-Testosteron ön sözü)
1930 doğumlu yazar Mrozek, önce gazetecilik yapmış. 1950 de yazdığı ilk oyun “Polis” dikkatleri üzerine çekmiş. 1963 de Fransa’ya iltica etmiş. 1996 da Polonya’ya dönüşüne kadar Meksika,İngiltere, İtalya, Yugoslavya ve diğer Avrupa ülkelerinde dolaşmış.
1964 de yazdığı ilk uzun oyunu Tango üzerine “Freudian” incelemeler yapılmış.
Yazdığı eserler ile Absürd Tiyatro türü içinde değerlendirilen Mrozek’in Striptiz isimli oyunu dünyada , genellikle Açık Denizde oyunu ile birlikte sahnelenmiş.
Mehmet Avdan Tiyatrosu
Bazı tiyatro “uzmanları”(?) erken bulabilir ama İnek’de yeşerdiğini gördüğümüz tiyatro anlayışının, Striptiz ile rastlantısal olmadığını görmeye başladık.
Bu tiyatro klişe söylemin peşinde değil ; samimi, geleneksele basıyor ; insanı anlatırken düzene ve topluma göndermeler yapıyor. Bu söyleyişi ile içinde yaşanılan zamanın da farkında olduğunun ipuçlarını veriyor.
Striptiz’deki iki ana karakter, İbiş’in (Şarlo’nun,Arleken’in ) ruhunu taşıyor ve Karagöz-Hacivat ; Kavuklu-Pişekar ; Lorel- Hardy vb çiftlerin köklerini yakalıyor.
Karakterlerin sahneye girişleri, sahne üzerindeki dairesel dolaşımları vb hareketlerde hem ”Orta Oyunu” hem de “Commedia dell'arte”nin izleri var.
Yorum
Oyundaki iki karakter, birden yüzlerce kişi oluyor sahnede. Biz onları her yerde görüyoruz. Onlar belki de içimizde . Avdan, gözümüze “sokmuyor” usulca üstlerindeki örtüleri sıyırıyor ve “Bak,işte onlar” diyor. Ama bir an geliyor ki acaba bunlar ayni kişi mi diye de sorular uçuşuyor kafanızda.Karakterleri kategorize etmemiş olması çok iyi olmuş.
Oyun kimi zaman soyutu somutlaştırıyor,kimi zaman somutu soyutlaştırıyor. Gördükleriniz somut olarak bir mekanda da geçiyor olabilir ; duyularınızla kavrayabileceğiniz ,hatırladığınız hayatın anlarında da.. Bir haber, bir olay, bir toplantı, bir tartışma programı vb lerini çağrıştırıyor da olabilir. İçinizdeki hapishane mi yoksa?
Avdan sahne ile seyirci arasındaki görünmez temas noktasını belli belirsiz veriyor genellikle. Striptiz’de seyirciyi oyuna katmak adına bu nokta bir kez aydınlanıyor(aşılıyor) . (Salon ışıklarının yakıldığı an. Gerekli mi ? )
Oyun sırasında , önceden okuduğumuz bir bilimsel araştırma aklımızda geldi. Bir şişe içine arılarla sinekleri doldurmuşlar. Şişenin dibini güneşe, açık olan ağzını karanlığa vermişler. Daha “akıllı” sayılan arılar kurtuluşun aydınlıktan geleceği varsayımı ile şişenin dibinde toplanmış; “aptal” sinekler ise gelişi güzel hamlelerle şişeden çıkmayı becermişler.
Oyunculuk
Avdan’ın oyuncuları ortak bir anlayışta birleştirmesi de ayrıca övgüye değer. Sahnede uyum içinde yansıtılan bir ortak söylem var. Bu, oyuncuların mimik,jest ve seslerinde, hatta susuş ve tonların seçilişinde ortaya çıkıyor.(İnek’de oyuncuları başka bir söylem ile birbirine bağlamıştı.)
Sanki her kelime,cümle üzerinde uzun uzun düşünülmüş ,ayrı ayrı çalışılmış…
Elbette Avdan’ın yönetim becerisine en büyük katkıyı iki oyuncu (Salih Usta ve Serdar M.Bakioğlu) sağlıyor. Her ikisi de sanki kanlarının son damlasına kadar içten oynuyorlar. Yeteneklerini sergilemekte samimi ve bonkörler. Mimik ve jestlerindeki zenginlik dikkat çekici. Birbirlerine uyumları mükemmel.
Dekor sade ve ne kadar gerekirse o kadar. İyi işliyor ve soyuttan somuta geçişi sağlıyor.
Kostümde, bir örnek çorap, ayakkabı, gömlek , ceket ve pantolon ile titiz bir çalışma yapıldığı çok belli. Yoruma katkısı çok.
Işık ve efektler yerinde ve oyuna katkıları belirgin .
Ödenekleri olmayan bir tiyatronun mevcut olanakları ile yapabildiğinin en iyisini yaptığı çok açık. Mehmet Avdan’ın daha çoğunu hayal etmemiş olabileceğini düşünmüyoruz . Bu haliyle gayet de iyi oynayan (işlev gören ) “dış ellerin” teknolojik birer robot el olmasını ve sahnede dolaşmasını hayal ettik. Bu tiyatronun olanaklarını aşabilir ama oyun öncesi “atmosfer bozan” anonsları kaldırmak sanırız ki ellerinde .
Ödül jürilerine duyurulur . Şimdiden söylüyoruz. Duymadık demeyin. Bu oyun yönetmen ve oyunculukta ödüle aday olur. Siz seyirciyi izleyin.
Melih Anık
mehmet avdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet avdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Nisan 2009 Pazartesi
29 Ocak 2009 Perşembe
Yılın Oyunu ve Yönetmeni’nde “En iyi”ye Aday Olabilecek bir Oyun : İNEK
Yılın Oyunu ve Yönetmeni'nde "En iyi"ye Aday Olabilecek bir Oyun : İNEK
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Nâzım Hikmet'in İnek isimli oyununu Mehmet Avdan'ın yönetimiyle sahneliyor.
Nâzım Hikmet
Nâzım Hikmet denilince akla ilk şiir gelir. Türk şiirinin içerik,ses , imge ve biçim kullanımıyla kendinden öncekilerden farklı olan şairi , şiirimizde bir dönüm noktasıdır , öncüdür. Kendinden sonrakilere örnek olmuştur.
Nâzım Hikmet'in Tiyatrosu'ndan bahsedilince ise hafif bir duraklama ile "Evet,ama…Şiiri kadar başarılı değildir" diyenler ile sınırsız övgülerle onu dünya çapında bir seviyeye getirmeye kalkanlar bulunduğu gibi "Nâzım Hikmet tiyatroda başarısızdır" diye kestirip atanlar da vardır. Bazı uzmanlar ise "Nâzım'ın oyunlarındaki biçimsel, dramatik kurguya ait sorunlar oyunların sahneleme aşamasında iyi düşünülerek yapılmış dramaturgi çalışmalarıyla çözümlenebileceklerdir." diyerek Nâzım'ın tiyatrosunu toptan kenara atmanın en azından şairin adına saygısızlık olacağı düşüncesiyle (herhalde) hala "kurtarılacak" bir şeyler olduğuna getirirler işi.
Nâzım Hikmet ile ilgili algılamanın nerden nereye geldiğini gösteren bir anıyı Vasfi Rıza Zobu anılarından("O Günden Bu Güne") 1932 yılında Kafatası oyununun ilk sahnelenmesi ile ilgili bir nottan aktarmak isteriz:
"O vakitler daha böyle koministlik gibi aşikar konuşulur ceryanlar olmadığından "Kafatası"nın altında bir maksat var mı yok mu doğrusu pek farkına varamamıştım.Beşinci temsil akşamından sonra "O tarafa kaçan bir propogandadır" diye resmen sahneden kaldırıldığı zaman "Yahu ne tarafı koministliğe kaçıyordu" filan gibi sualleri birbirimize sorduğumuzu hatırlarım.Asıl garibime giden piyesler için o zaman sansür de vardı.Polis Müdüriyeti "Kısm-ı Adil" şubesinin tasdiki olmadan hiçbir şey oynanmazdı. Demek ki onlar da farkına varamamışlar."
Oyunu seyrettiğimiz gece tiyatronun eğitimini de almış olan biri,oyun arasında "Çok sıkıcı… Nâzım'ın tiyatrosu çok başarısızdır. İş icabı gelmiş olmasam çıkar giderdim" diyordu."İş" dediği jüri üyeliği idi.
Kendi sözleri ile Nâzım Hikmet Tiyatrosu'nun Kronolojisi
Nâzım Hikmet 1902 (kendi şiirine göre) doğumlu . Ölüm tarihi ise 1963..61 yıllık bir ömür.
İlk şiir kitabı 1929 da yayımlanan "835 Satır". İlk şiirini 14 yaşlarında yazdığını belirtiyor.
Nâzım Hikmet'in kendi ifadesi ile ilk oyununu yazdığı zamanki yaşı ise 18. Yıl 1920…Piyesi şiirle yazmak istediğini söylediğine göre şiirine de güveniyor.
1921 yılında ilk kez bir Shakespeare oyunu seyretmiş.
Nâzım Hikmet , tiyatro ile ilgisini şöyle anlatıyor:
"1921'de Batum'a geçtim .Küçük İlüstirasyon" serisinde yayımlanan Fransızca piyesleri okudum, belki yüz tane, ard arda, belki daha çok. Yerleştiğim odanın dolabında buldum onları. Hepsi dokuz yüz on dörtten önceki tarihlerde çıkmıştı. Fransız bulvar tiyatrolarının o zamanlardaki repertuarıyla, Fransız Vodviliyle altı ay haşır neşir oldum. Yalnız o devirdeki Fransız Burjuva ve küçük burjuvalarının içyüzünü değil, piyes yazma tekniğinin bir çok cilvelerini de öğrendim."
"1922 de Moskova'da "Stanislavski'nin, Meyerhold'un, Vahtangof'un Tairof'un ellerinden taze çıkmış, dumanı üstünde buram buram hayat, devrim, güzellik, kahramanlık, iyilik, akıl, zekâ kokan oyunlar seyrettim.Bütün bunları seyredersin de donmuş, hareketsiz sanat anlayışın altüst olmaz mı? Karşında birbirinden geniş ufuklar açılmaz mı? Halkın için, halklar için, insan için umutlu, aydınlık, ileriye, haklıya, doğruya, güzele, hürriyete, kardeşliğe çağıran eserler yazmak için yanıp tutuşmaz mısın? Benim de başıma aynı şey geldi".
"O zamanki reji ve sahneye konuş araştırmaları şahsen benim dram yazarlığım üstünde etkili oldu, dramlarımı meselâ Meyerhold'un, yahut Stanislavski'nin, yahut Vahtangof'un sahneye koyuşlarını göz önünde tutarak kurmaya başladım. "Kafatası" piyesimin yapısında Meyerhold mektebinin etkisi büyüktür. "Unutulan Adam"da Stanislavski'nin, "İvan İvanoviç var mıydı, yok muydu?"da Turandot'un" diyor.
Adı 1924'de ilk kez "Piyes Yazarı" olarak geçmiş.
1926 da Tiyatro "arteli" Metla'yı(Süpürge) kuranlar arasında o da var.
"Süpürgemiz, bir yandan günlük hayatta ve insanların kafasında ve yöresindeki burjuva, küçük burjuva ve derebeylik kalıntılarının tümünü süpürecek; öte yandan, bu kalıntıları bilerek bilmeyerek koruduklarını iddia ettiğimiz tiyatrolardan Moskova'yı temizleyecek" diyor.
Metla 6 ay yaşar ancak.
Türkiye'de sahnelenen ilk oyunu Kafatası'dır.(1932).
Nâzım Hikmet 1963 yılında ölümüne kadar yaklaşık 30 oyun yazmıştır.
Bu, başka oyun yazarları ile karşılaştırıldığında önemli bir sayıdır ve Nâzım Hikmet'in tiyatro ile olan ilişkisini, bağlılığını ve de çabalarındaki ciddiyeti gösterir.
Ama Türkiye'de Nâzım Hikmet Tiyatrosu ile ilgili amacını aşan ifadeler (bazen "küçümseyici") bizzat Nâzım Hikmet'in söylediklerinden kaynaklanmaktadır :
"(oyunlarımın) Çoğu oynanmadı. Bence iyi de oldu. Ömrüm boyunca hep tiyatronun etkisi altında kaldım, ama üçüncü derecede bir dram yazarından daha yükseklere çıkamadım. Ama ne de olsa bu meselede kötümser değilim. İyi bir dram yazarı olabileceğimi umuyorum. Can çıkmadan umut çıkmıyor derler."
Nâzım Hikmet, oyunlarında yaptığı denemeler ile ilgili olarak da kendi hakkında saptamalar yapar:
"Yani bu piyeslerde - kimisi oynanmadı- ilkönce benim tarafımdan kullanıldığını sandığım bazı marifetlerin benden çok önce kullanıldıklarını sonradan öğrendim."
"("Kafatası"nı) Birkaç yıl önce de Gence Dram Tiyatrosu'nda seyretmek nasip oldu. Ekber Babayef ve Azerbaycanlı romancı ve dram yazarı Menti Hüseyin'le seyrettik. Üstat beğendi hem oynanışı, hem piyesi. Ben oynanışı beğendim, piyesi yazdığıma pişman değilim, ama piyesi beğenmedim."
1933 sezonunda Nâzım Hikmet'in Bir Ölü Evi isimli oyunun yazar ismi Hikmet olarak belirtilmiş. Vasfi Rıza Zobu oyunla ilgili şu notu düşüyor:
"32 numaralı Darülbedayi mecmuasında piyes hakkında (yine Hikmet imzasıyla) yazdığı yazının başında eseri için "Bir Ölü Evi mevzuu itibariyle bir faciadır.Realist bir hava içinde zaman zaman melodrama kaçan bir faciadır" diyor.Son kısmında da "Muharrir şunu açıkça itiraf eder ki Bir Ölü Evi'nin malum tabirle (tutabileceğinden) emin değilim.Muharrir Bir Ölü Evi'nin bir hafta afiş tutabileceğini bile zannetmiyor."
Vasfi Rıza Zobu, "Biz sıkı davranmasaydık dediği olacak hafta başını yakalayamayacaktık. Ama inat bu ya tenhalığa ehemmiyet vermeyip Pazar akşamına kadar sürdük,götürdük." diyor.
Sanıyoruz bir yazarın kendi hakkında yaptığı bu alçakgönüllü ifadeler bazılarınca, Nâzım Hikmet'in tiyatrosunu eleştirmek(yermek) için kendilerine verilen bir "hak" olarak algılanmıştır,cesaret vermiştir.
Ama öte yandan , Nâzım Hikmet'e rağmen "Nâzım Hikmet'i aşırı bir yüceltme çabası" , Nâzım Hikmet'in tiyatrosu'na "doğru" bir bakışın önündeki en büyük engeldir.
İNEK ile ilgili açıklamalar
İBŞT internet sayfasında oyun ile ilgili tanıtım yazısında şunlar yazılmış:
"İnek'te hayallerinin peşinde koşan bir ailenin, içinde bulundukları maddi sıkıntılarından, satın aldıkları bir inekle kurtulma çabaları absürd bir dille anlatılıyor. Önceleri, ineğin kendilerine çok para kazandıracağını düşünen aile bireyleri, inekten nasıl yararlanacaklarını bilemediklerinden, durumları zamanla "inekten kurtulma çabası"na dönüşüyor.
Şiirlerinin yanı sıra tiyatro oyunları ile de tanınan, oyunlarında ağırlıklı olarak sınıf çatışmasını irdeleyen, her oyununda yeni biçimleri deneyen Nâzım Hikmet, İnek adlı oyunu ile aynı zamanda sıkı bir bürokrasi eleştirisi de yapıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 24. Genç Günler etkinlikleri kapsamında, geçtiğimiz Mayıs ayında ilk kez sahnelenen İnek'i Mehmet Avdan yönetiyor. Oyunda, Berna Oğuzutku Demirer, Işıl Zeynep Tangör, Can Ertuğrul, Zafer Kırşan, Ozan Gözel, Cem Uras, Haldun Ergüvenç rol alıyor."
Bu tanıtımda dikkate sunduğumuz üç konu var:
Birincisi oyunun "Genç Günler Etkinlikleri" kapsamında sahnelenmiş olduğunun vurgulanması. Bu, sonuç iyi çıkmazsa önceden yapılan bir özür mü? Aksi takdirde ise bir övünç mü?(Ayni tanıtım Leons ile Lena ile ilgili olarak yapılıyor.)
Normal sezon programına girmiş olan bir oyun hakkında bu ön "çerçeve"nin kaldırılması doğru olur kanısındayız. Hele de İnek'i gördükten sonra.
İkinci husus ise oyunun "Sıkı bir bürokrasi eleştirisi" yapması ile ilgili. Her şeyden önce kendi oyununu tanıtan bir kurumun kurduğu cümledeki "pazarlama"yı yadırgadığımızı belirtmek isteriz. Ayrıca da oyundaki yorum herkes için farklı sonuçlar diğer bir söyleyişle herkesin kendince bulacağı "sıkı ….."ya açık bir sahnelemedir.İster politik olarak alırsınız ister salt insani duygularla…
Üçüncü husus ise Haldun Ergüvenç sahnede yok… Sadece ses olarak oyunda.. Haldun Ergüvenç gibi bir usta oyuncuyu sahnede göreceklerini sanan hayranları adına ,bu hususun düzeltilmesi doğru olacaktır.
Ayrıca program dergisindeki not ile ilgili bir hususu da dikkate sunarız.
Program dergisinde Nâzım Hikmet'in biyografisinin altına "Oyunlarından Bazıları" başlığı altında Ferhad ile Şirin,Kafatası,Unutulan Adam oyunlarının yanına Memleketimden İnsan Manzaraları, Taranta Babu'ya Mektuplar,Kurtuluş Savaşı Destanı,Şeyh Bedrettin Destanı isimli başkaları tarafından sahneye uyarlanan şiirleri de yazılmış.
Nâzım Hikmet'in şiirlerindeki tiyatral özellikler ve de bazılarının sahnelemesinden dolayı notu düşenler, şiirleri ile oyunlarını karıştırarak hataya düşmüş olmalılar.
Yorum ve Sahneleme
İnek , Nâzım Hikmet'in oyunundaki "ruh"a uygun sahnelenen başarılı bir oyun olmuş , oyunun" esprisini" ortaya çıkarmış. Oyunun başarısında yazarın oyununa "sadakat" temel rol oynamış.
Yönetmen Mehmet Avdan, oyunu satır satır incelemiş,nerdeyse her cümleye bir ses, bir jest, bir mimik,bir hareket(dans) yerleştirmiş . Müziği yerinde kullanmış.
Üzerinde uzun düşünülmüş, çalışılmış bir sahneleme var karşımızda. Bu her şeyi ile belli. Genel bir bakışla oyun herhangi bir topluma ait değil, derdi ise insanla.. Politik bir yükleme yapmamış. Seyirciyi, kendi yorumunda serbest bırakmış. Geniş bakış açısı oyunu zenginleştirmiş. Bu bakış açısı dekor, kostüm , oyunculukla desteklenmiş.
Geleneksel Tiyatronun ögeleri kullanılmış. Öyle ki zaman zaman karagöz sahnesi imiş görünen dekor , arkalarında gölge oyununun gözle görünmez sopaları varmış gibi hareket eden(bazen dans eden) oyun karakterleri ; orta oyunundaki zaman ve mekanı ortadan kaldıran sade söylem ve oyunculuk ; kostümlerde bir yere ait olmamanın vurgulandığı ama "absurd"ün öne çıkarıldığı bir yalınlık..
Sahnede yorumu destekleyen , canlı , mükemmel bir takım oyunculuğu var. Oyuncuların seçimi çok başarılı. Oyuncuları birbirinden ayırmak da olanaklı değil. Tüm oyuncular ses ve bedenlerini yoruma uygun olarak kullanıyorlar. Görünen şu ki oyuncular yönetmeni çok iyi anlamış ve kendi oyunculuklarının "en iyi"sini ortaya koyuyorlar. Bu çaba, oyunun düzeyini yükseltiyor.
Mehmet Avdan dekor ve kostüm düzenlemeyi de yapmış.Muhtemelen müzik de onun seçimi.(Program dergisinde ayrı bir isim verilmemiş.)
Her ne kadar Mehmet Avdan'ın becerisini alkışlıyorsak da dekor ,kostüm gibi konularda -tiyatronun ortak çalışma platformu olduğunu düşünerek -uzmanlık kullansaydı iyi olurdu diye düşünüyoruz.
Program dergisinde dramaturg'un ismini görmek de bizi çok memnun etti.
Müzik ile ilgili birkaç özel notumuz var:
Nâzım Hikmet ,oyunda "Kız"ın bazı aryalarını ismen vermiştir. Yönetmen, geçiş müzikleri olarak , 1949 yılında Amerika'da ırkçılar tarafından linç edilmek istenen zenci şarkıcı Paul Robeson şarkıları kullanmış.
Nâzım Hikmet , " Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten" diyerek, bir şiirinde ona gönderme yapar. :"Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson / inci dişli zenci kardeşim / kartal kanatlı kanaryam",
ABD'li oyuncu, atlet, bas - bariton ses sanatçısı, yazar, sivil haklar savunucusu Paul Robeson, Nâzım Hikmet'in serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlatarak, şairin "..balık tuttum yiyen ölür / elimize değen ölür / bu gemi bir kara tabut / lumbarından giren ölür" şiiri ile birlikte dört şiirini besteledi. Nâzım Hikmet'le birlikte Dünya Barış Konseyi ödülünü paylaştı. İnsan hakları, yoksullukla mücadele, ırkçılık gibi konularda seri konferanslar verdi.
Paul Robeson'un politik eylemci olarak tanınması ve de onun sesinden dinlediğimiz şarkılar , oyunun soyut anlatımının etkisini azaltıyor.
Son Söz
İnek, Nâzım Hikmet Tiyatrosu için iyi bir sahnelemedir. Ve sanıyoruz Nâzım Hikmet tiyatrosu'nun episodlardan oluşan kurgusu, zengin metaforlarının değerlendirilmesi, politika ile sıkıştırılmamış insani söylemi , "yeni" de olmasa kullandığı tekniklerin ve de denemelerin hatırlanması ile yeni bir ilgiyi yeşertecektir. Belki de yeni tartışmalar için temel oluşturacak, Nâzım Hikmet tiyatrosunu yeni okumalara götürecektir.
Oyunun sahnelenmesi ," Halkın için, halklar için, insan için umutlu, aydınlık, ileriye, haklıya, doğruya, güzele, hürriyete, kardeşliğe çağıran eserler yazmak için yanıp tutuşmaz mısın?" diyen Nâzım Hikmet'i bu sözleri ile hatırlamak için bile güzel olmuştur.
İnek bu sezonun iyi oyunlarından biri. "En iyi"ye de aday olmalı.
Melih Anık
Not: Oyunun afişi ile ilgili tv'de "kopartılan fırtına"yı ise anlamakta güçlük çektik.
Kaynak:
Vasfi Rıza Zobu- "O Günden Bu Güne" - Milliyet Yayınları
http://www.anafilya.org/go.php?go=7d260c007017f
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=1691
http://www.betulege.com/tiyatro/tiyatro-kesitleri/nazim-hikmet-tiyatrosu-2.html
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7914
http://www.oulcay.com/forum/showthread.php?t=851
http://ihsanata.blogcu.com/rahmetli-babam-kadin-kisminin-namaz-surelerinden-baska-birsey-okumasi-gunahti-derdi_2549722.html
http://www.coskunbuktel.com/nazimhikmettiyatrosu.htm
http://www.genbilim.com/content/view/4238/39/
http://www.hitdivx.com/nazim-hikmet-ran-t474.html?s=20a4cb24e73099f53edc14bc3e708efe&
http://www.tiyatronline.com/loca213.htm
http://www.tiyatronline.com/yasoylesi25.htm
http://www.evrensel.net/06/06/05/kultur.html
NâZIM HİKMET MEMLEKET MEMLEKET NâZIM HİKMET-Mehmet Akkaya
http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/06/bir-tiyatro-hastasi-nazim-hikmet.html
http://bilim.us/index.php?option=com_content&task=view&id=928&Itemid=62
ateşten ve buzdan, deneylerden geçen bir ömür- Ali Asker Barut
http://www.turkforum.net/showthread.php?t=282104
http://haber.sol.org.tr/okumaodasi/8812.html
http://www.nazimhikmetran.com/onun_icin_index.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Paul_Robeson
http://en.wikipedia.org/wiki/Ol
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Nâzım Hikmet'in İnek isimli oyununu Mehmet Avdan'ın yönetimiyle sahneliyor.
Nâzım Hikmet
Nâzım Hikmet denilince akla ilk şiir gelir. Türk şiirinin içerik,ses , imge ve biçim kullanımıyla kendinden öncekilerden farklı olan şairi , şiirimizde bir dönüm noktasıdır , öncüdür. Kendinden sonrakilere örnek olmuştur.
Nâzım Hikmet'in Tiyatrosu'ndan bahsedilince ise hafif bir duraklama ile "Evet,ama…Şiiri kadar başarılı değildir" diyenler ile sınırsız övgülerle onu dünya çapında bir seviyeye getirmeye kalkanlar bulunduğu gibi "Nâzım Hikmet tiyatroda başarısızdır" diye kestirip atanlar da vardır. Bazı uzmanlar ise "Nâzım'ın oyunlarındaki biçimsel, dramatik kurguya ait sorunlar oyunların sahneleme aşamasında iyi düşünülerek yapılmış dramaturgi çalışmalarıyla çözümlenebileceklerdir." diyerek Nâzım'ın tiyatrosunu toptan kenara atmanın en azından şairin adına saygısızlık olacağı düşüncesiyle (herhalde) hala "kurtarılacak" bir şeyler olduğuna getirirler işi.
Nâzım Hikmet ile ilgili algılamanın nerden nereye geldiğini gösteren bir anıyı Vasfi Rıza Zobu anılarından("O Günden Bu Güne") 1932 yılında Kafatası oyununun ilk sahnelenmesi ile ilgili bir nottan aktarmak isteriz:
"O vakitler daha böyle koministlik gibi aşikar konuşulur ceryanlar olmadığından "Kafatası"nın altında bir maksat var mı yok mu doğrusu pek farkına varamamıştım.Beşinci temsil akşamından sonra "O tarafa kaçan bir propogandadır" diye resmen sahneden kaldırıldığı zaman "Yahu ne tarafı koministliğe kaçıyordu" filan gibi sualleri birbirimize sorduğumuzu hatırlarım.Asıl garibime giden piyesler için o zaman sansür de vardı.Polis Müdüriyeti "Kısm-ı Adil" şubesinin tasdiki olmadan hiçbir şey oynanmazdı. Demek ki onlar da farkına varamamışlar."
Oyunu seyrettiğimiz gece tiyatronun eğitimini de almış olan biri,oyun arasında "Çok sıkıcı… Nâzım'ın tiyatrosu çok başarısızdır. İş icabı gelmiş olmasam çıkar giderdim" diyordu."İş" dediği jüri üyeliği idi.
Kendi sözleri ile Nâzım Hikmet Tiyatrosu'nun Kronolojisi
Nâzım Hikmet 1902 (kendi şiirine göre) doğumlu . Ölüm tarihi ise 1963..61 yıllık bir ömür.
İlk şiir kitabı 1929 da yayımlanan "835 Satır". İlk şiirini 14 yaşlarında yazdığını belirtiyor.
Nâzım Hikmet'in kendi ifadesi ile ilk oyununu yazdığı zamanki yaşı ise 18. Yıl 1920…Piyesi şiirle yazmak istediğini söylediğine göre şiirine de güveniyor.
1921 yılında ilk kez bir Shakespeare oyunu seyretmiş.
Nâzım Hikmet , tiyatro ile ilgisini şöyle anlatıyor:
"1921'de Batum'a geçtim .Küçük İlüstirasyon" serisinde yayımlanan Fransızca piyesleri okudum, belki yüz tane, ard arda, belki daha çok. Yerleştiğim odanın dolabında buldum onları. Hepsi dokuz yüz on dörtten önceki tarihlerde çıkmıştı. Fransız bulvar tiyatrolarının o zamanlardaki repertuarıyla, Fransız Vodviliyle altı ay haşır neşir oldum. Yalnız o devirdeki Fransız Burjuva ve küçük burjuvalarının içyüzünü değil, piyes yazma tekniğinin bir çok cilvelerini de öğrendim."
"1922 de Moskova'da "Stanislavski'nin, Meyerhold'un, Vahtangof'un Tairof'un ellerinden taze çıkmış, dumanı üstünde buram buram hayat, devrim, güzellik, kahramanlık, iyilik, akıl, zekâ kokan oyunlar seyrettim.Bütün bunları seyredersin de donmuş, hareketsiz sanat anlayışın altüst olmaz mı? Karşında birbirinden geniş ufuklar açılmaz mı? Halkın için, halklar için, insan için umutlu, aydınlık, ileriye, haklıya, doğruya, güzele, hürriyete, kardeşliğe çağıran eserler yazmak için yanıp tutuşmaz mısın? Benim de başıma aynı şey geldi".
"O zamanki reji ve sahneye konuş araştırmaları şahsen benim dram yazarlığım üstünde etkili oldu, dramlarımı meselâ Meyerhold'un, yahut Stanislavski'nin, yahut Vahtangof'un sahneye koyuşlarını göz önünde tutarak kurmaya başladım. "Kafatası" piyesimin yapısında Meyerhold mektebinin etkisi büyüktür. "Unutulan Adam"da Stanislavski'nin, "İvan İvanoviç var mıydı, yok muydu?"da Turandot'un" diyor.
Adı 1924'de ilk kez "Piyes Yazarı" olarak geçmiş.
1926 da Tiyatro "arteli" Metla'yı(Süpürge) kuranlar arasında o da var.
"Süpürgemiz, bir yandan günlük hayatta ve insanların kafasında ve yöresindeki burjuva, küçük burjuva ve derebeylik kalıntılarının tümünü süpürecek; öte yandan, bu kalıntıları bilerek bilmeyerek koruduklarını iddia ettiğimiz tiyatrolardan Moskova'yı temizleyecek" diyor.
Metla 6 ay yaşar ancak.
Türkiye'de sahnelenen ilk oyunu Kafatası'dır.(1932).
Nâzım Hikmet 1963 yılında ölümüne kadar yaklaşık 30 oyun yazmıştır.
Bu, başka oyun yazarları ile karşılaştırıldığında önemli bir sayıdır ve Nâzım Hikmet'in tiyatro ile olan ilişkisini, bağlılığını ve de çabalarındaki ciddiyeti gösterir.
Ama Türkiye'de Nâzım Hikmet Tiyatrosu ile ilgili amacını aşan ifadeler (bazen "küçümseyici") bizzat Nâzım Hikmet'in söylediklerinden kaynaklanmaktadır :
"(oyunlarımın) Çoğu oynanmadı. Bence iyi de oldu. Ömrüm boyunca hep tiyatronun etkisi altında kaldım, ama üçüncü derecede bir dram yazarından daha yükseklere çıkamadım. Ama ne de olsa bu meselede kötümser değilim. İyi bir dram yazarı olabileceğimi umuyorum. Can çıkmadan umut çıkmıyor derler."
Nâzım Hikmet, oyunlarında yaptığı denemeler ile ilgili olarak da kendi hakkında saptamalar yapar:
"Yani bu piyeslerde - kimisi oynanmadı- ilkönce benim tarafımdan kullanıldığını sandığım bazı marifetlerin benden çok önce kullanıldıklarını sonradan öğrendim."
"("Kafatası"nı) Birkaç yıl önce de Gence Dram Tiyatrosu'nda seyretmek nasip oldu. Ekber Babayef ve Azerbaycanlı romancı ve dram yazarı Menti Hüseyin'le seyrettik. Üstat beğendi hem oynanışı, hem piyesi. Ben oynanışı beğendim, piyesi yazdığıma pişman değilim, ama piyesi beğenmedim."
1933 sezonunda Nâzım Hikmet'in Bir Ölü Evi isimli oyunun yazar ismi Hikmet olarak belirtilmiş. Vasfi Rıza Zobu oyunla ilgili şu notu düşüyor:
"32 numaralı Darülbedayi mecmuasında piyes hakkında (yine Hikmet imzasıyla) yazdığı yazının başında eseri için "Bir Ölü Evi mevzuu itibariyle bir faciadır.Realist bir hava içinde zaman zaman melodrama kaçan bir faciadır" diyor.Son kısmında da "Muharrir şunu açıkça itiraf eder ki Bir Ölü Evi'nin malum tabirle (tutabileceğinden) emin değilim.Muharrir Bir Ölü Evi'nin bir hafta afiş tutabileceğini bile zannetmiyor."
Vasfi Rıza Zobu, "Biz sıkı davranmasaydık dediği olacak hafta başını yakalayamayacaktık. Ama inat bu ya tenhalığa ehemmiyet vermeyip Pazar akşamına kadar sürdük,götürdük." diyor.
Sanıyoruz bir yazarın kendi hakkında yaptığı bu alçakgönüllü ifadeler bazılarınca, Nâzım Hikmet'in tiyatrosunu eleştirmek(yermek) için kendilerine verilen bir "hak" olarak algılanmıştır,cesaret vermiştir.
Ama öte yandan , Nâzım Hikmet'e rağmen "Nâzım Hikmet'i aşırı bir yüceltme çabası" , Nâzım Hikmet'in tiyatrosu'na "doğru" bir bakışın önündeki en büyük engeldir.
İNEK ile ilgili açıklamalar
İBŞT internet sayfasında oyun ile ilgili tanıtım yazısında şunlar yazılmış:
"İnek'te hayallerinin peşinde koşan bir ailenin, içinde bulundukları maddi sıkıntılarından, satın aldıkları bir inekle kurtulma çabaları absürd bir dille anlatılıyor. Önceleri, ineğin kendilerine çok para kazandıracağını düşünen aile bireyleri, inekten nasıl yararlanacaklarını bilemediklerinden, durumları zamanla "inekten kurtulma çabası"na dönüşüyor.
Şiirlerinin yanı sıra tiyatro oyunları ile de tanınan, oyunlarında ağırlıklı olarak sınıf çatışmasını irdeleyen, her oyununda yeni biçimleri deneyen Nâzım Hikmet, İnek adlı oyunu ile aynı zamanda sıkı bir bürokrasi eleştirisi de yapıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 24. Genç Günler etkinlikleri kapsamında, geçtiğimiz Mayıs ayında ilk kez sahnelenen İnek'i Mehmet Avdan yönetiyor. Oyunda, Berna Oğuzutku Demirer, Işıl Zeynep Tangör, Can Ertuğrul, Zafer Kırşan, Ozan Gözel, Cem Uras, Haldun Ergüvenç rol alıyor."
Bu tanıtımda dikkate sunduğumuz üç konu var:
Birincisi oyunun "Genç Günler Etkinlikleri" kapsamında sahnelenmiş olduğunun vurgulanması. Bu, sonuç iyi çıkmazsa önceden yapılan bir özür mü? Aksi takdirde ise bir övünç mü?(Ayni tanıtım Leons ile Lena ile ilgili olarak yapılıyor.)
Normal sezon programına girmiş olan bir oyun hakkında bu ön "çerçeve"nin kaldırılması doğru olur kanısındayız. Hele de İnek'i gördükten sonra.
İkinci husus ise oyunun "Sıkı bir bürokrasi eleştirisi" yapması ile ilgili. Her şeyden önce kendi oyununu tanıtan bir kurumun kurduğu cümledeki "pazarlama"yı yadırgadığımızı belirtmek isteriz. Ayrıca da oyundaki yorum herkes için farklı sonuçlar diğer bir söyleyişle herkesin kendince bulacağı "sıkı ….."ya açık bir sahnelemedir.İster politik olarak alırsınız ister salt insani duygularla…
Üçüncü husus ise Haldun Ergüvenç sahnede yok… Sadece ses olarak oyunda.. Haldun Ergüvenç gibi bir usta oyuncuyu sahnede göreceklerini sanan hayranları adına ,bu hususun düzeltilmesi doğru olacaktır.
Ayrıca program dergisindeki not ile ilgili bir hususu da dikkate sunarız.
Program dergisinde Nâzım Hikmet'in biyografisinin altına "Oyunlarından Bazıları" başlığı altında Ferhad ile Şirin,Kafatası,Unutulan Adam oyunlarının yanına Memleketimden İnsan Manzaraları, Taranta Babu'ya Mektuplar,Kurtuluş Savaşı Destanı,Şeyh Bedrettin Destanı isimli başkaları tarafından sahneye uyarlanan şiirleri de yazılmış.
Nâzım Hikmet'in şiirlerindeki tiyatral özellikler ve de bazılarının sahnelemesinden dolayı notu düşenler, şiirleri ile oyunlarını karıştırarak hataya düşmüş olmalılar.
Yorum ve Sahneleme
İnek , Nâzım Hikmet'in oyunundaki "ruh"a uygun sahnelenen başarılı bir oyun olmuş , oyunun" esprisini" ortaya çıkarmış. Oyunun başarısında yazarın oyununa "sadakat" temel rol oynamış.
Yönetmen Mehmet Avdan, oyunu satır satır incelemiş,nerdeyse her cümleye bir ses, bir jest, bir mimik,bir hareket(dans) yerleştirmiş . Müziği yerinde kullanmış.
Üzerinde uzun düşünülmüş, çalışılmış bir sahneleme var karşımızda. Bu her şeyi ile belli. Genel bir bakışla oyun herhangi bir topluma ait değil, derdi ise insanla.. Politik bir yükleme yapmamış. Seyirciyi, kendi yorumunda serbest bırakmış. Geniş bakış açısı oyunu zenginleştirmiş. Bu bakış açısı dekor, kostüm , oyunculukla desteklenmiş.
Geleneksel Tiyatronun ögeleri kullanılmış. Öyle ki zaman zaman karagöz sahnesi imiş görünen dekor , arkalarında gölge oyununun gözle görünmez sopaları varmış gibi hareket eden(bazen dans eden) oyun karakterleri ; orta oyunundaki zaman ve mekanı ortadan kaldıran sade söylem ve oyunculuk ; kostümlerde bir yere ait olmamanın vurgulandığı ama "absurd"ün öne çıkarıldığı bir yalınlık..
Sahnede yorumu destekleyen , canlı , mükemmel bir takım oyunculuğu var. Oyuncuların seçimi çok başarılı. Oyuncuları birbirinden ayırmak da olanaklı değil. Tüm oyuncular ses ve bedenlerini yoruma uygun olarak kullanıyorlar. Görünen şu ki oyuncular yönetmeni çok iyi anlamış ve kendi oyunculuklarının "en iyi"sini ortaya koyuyorlar. Bu çaba, oyunun düzeyini yükseltiyor.
Mehmet Avdan dekor ve kostüm düzenlemeyi de yapmış.Muhtemelen müzik de onun seçimi.(Program dergisinde ayrı bir isim verilmemiş.)
Her ne kadar Mehmet Avdan'ın becerisini alkışlıyorsak da dekor ,kostüm gibi konularda -tiyatronun ortak çalışma platformu olduğunu düşünerek -uzmanlık kullansaydı iyi olurdu diye düşünüyoruz.
Program dergisinde dramaturg'un ismini görmek de bizi çok memnun etti.
Müzik ile ilgili birkaç özel notumuz var:
Nâzım Hikmet ,oyunda "Kız"ın bazı aryalarını ismen vermiştir. Yönetmen, geçiş müzikleri olarak , 1949 yılında Amerika'da ırkçılar tarafından linç edilmek istenen zenci şarkıcı Paul Robeson şarkıları kullanmış.
Nâzım Hikmet , " Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten" diyerek, bir şiirinde ona gönderme yapar. :"Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson / inci dişli zenci kardeşim / kartal kanatlı kanaryam",
ABD'li oyuncu, atlet, bas - bariton ses sanatçısı, yazar, sivil haklar savunucusu Paul Robeson, Nâzım Hikmet'in serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlatarak, şairin "..balık tuttum yiyen ölür / elimize değen ölür / bu gemi bir kara tabut / lumbarından giren ölür" şiiri ile birlikte dört şiirini besteledi. Nâzım Hikmet'le birlikte Dünya Barış Konseyi ödülünü paylaştı. İnsan hakları, yoksullukla mücadele, ırkçılık gibi konularda seri konferanslar verdi.
Paul Robeson'un politik eylemci olarak tanınması ve de onun sesinden dinlediğimiz şarkılar , oyunun soyut anlatımının etkisini azaltıyor.
Son Söz
İnek, Nâzım Hikmet Tiyatrosu için iyi bir sahnelemedir. Ve sanıyoruz Nâzım Hikmet tiyatrosu'nun episodlardan oluşan kurgusu, zengin metaforlarının değerlendirilmesi, politika ile sıkıştırılmamış insani söylemi , "yeni" de olmasa kullandığı tekniklerin ve de denemelerin hatırlanması ile yeni bir ilgiyi yeşertecektir. Belki de yeni tartışmalar için temel oluşturacak, Nâzım Hikmet tiyatrosunu yeni okumalara götürecektir.
Oyunun sahnelenmesi ," Halkın için, halklar için, insan için umutlu, aydınlık, ileriye, haklıya, doğruya, güzele, hürriyete, kardeşliğe çağıran eserler yazmak için yanıp tutuşmaz mısın?" diyen Nâzım Hikmet'i bu sözleri ile hatırlamak için bile güzel olmuştur.
İnek bu sezonun iyi oyunlarından biri. "En iyi"ye de aday olmalı.
Melih Anık
Not: Oyunun afişi ile ilgili tv'de "kopartılan fırtına"yı ise anlamakta güçlük çektik.
Kaynak:
Vasfi Rıza Zobu- "O Günden Bu Güne" - Milliyet Yayınları
http://www.anafilya.org/go.php?go=7d260c007017f
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=1691
http://www.betulege.com/tiyatro/tiyatro-kesitleri/nazim-hikmet-tiyatrosu-2.html
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7914
http://www.oulcay.com/forum/showthread.php?t=851
http://ihsanata.blogcu.com/rahmetli-babam-kadin-kisminin-namaz-surelerinden-baska-birsey-okumasi-gunahti-derdi_2549722.html
http://www.coskunbuktel.com/nazimhikmettiyatrosu.htm
http://www.genbilim.com/content/view/4238/39/
http://www.hitdivx.com/nazim-hikmet-ran-t474.html?s=20a4cb24e73099f53edc14bc3e708efe&
http://www.tiyatronline.com/loca213.htm
http://www.tiyatronline.com/yasoylesi25.htm
http://www.evrensel.net/06/06/05/kultur.html
NâZIM HİKMET MEMLEKET MEMLEKET NâZIM HİKMET-Mehmet Akkaya
http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/06/bir-tiyatro-hastasi-nazim-hikmet.html
http://bilim.us/index.php?option=com_content&task=view&id=928&Itemid=62
ateşten ve buzdan, deneylerden geçen bir ömür- Ali Asker Barut
http://www.turkforum.net/showthread.php?t=282104
http://haber.sol.org.tr/okumaodasi/8812.html
http://www.nazimhikmetran.com/onun_icin_index.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Paul_Robeson
http://en.wikipedia.org/wiki/Ol
Etiketler:
ibb şehir tiyatroları,
mehmet avdan,
nazım hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)