2 Ocak 2015 Cuma

Âsi Kuş Ali Poyrazoğlu

Uzun yıllardan sonra Ali Poyrazoğlu’nu Âsi Kuş isimli oyunda seyrettim. Çok memnun kaldım.

Ali Poyrazoğlu’nu ‘70’li yıllardan beni tanıyorum. Tanıyorum dediysem Âsi Kuş’a kadar hiç yüz yüze gelmedik. ‘70’li yıllarda Poyrazoğlu, ismi gibiydi. Soğuğu yüzünüze sert vuran bir rüzgâr, fırtına. O yıllarda onun rolünün olduğu  tüm oyunları seyrettim. Bugün bile onun oynadığı oyunları sahneleme cesareti olan çıkar mı kuşkudayım. (Ne kuşkusu, çıkamaz, eminim.)




  Üniversiteden ve iş hayatından bir arkadaşımın aile dostuydu. Ali Poyrazoğlu’nu ondan dinledim. Zeki, akıllı bir insan olduğunu duydum.  Arkadaş ortamlarında sohbetine doyulmazmış.  Okuyan, gezen, gören bir insan. Doğrusunu isterseniz zamanla bu ‘her şeyi bilme’ özelliği bana itici gelmeye başladı. Her yerde o vardı. Radyoda, televizyonlarda, reklâmlarda, tabii ki tiyatroda.. Sanat konuşuyordu, müzik, yemek konuşuyordu. Orkestra yönetiyordu.  Fransa’da Fransızca, Amerika’da İngilizce oyunlar oynuyordu. Tiyatrolar seyircisizlikten yakınırken o ‘benim oyunlarım doluyor’ diyordu. Şirketlere iletişim danışmanlığı yapıyor. Üniversitede ders veriyor, uluslar arası araştırmalarda yer alıyor. Son zamanlarda da ‘alternatif tiyatroya’ ‘çaktı’. Afife Ödülleri’ne ‘giydirdi’.  (‘Çaktı’ ‘giydirdi’ kelimelerinin Ali Poyrazoğlu’ndan bir başkası için kullanamayacağımı düşündüm.)  Karşı görüşler ‘vızıltı’ gibi kaldı Ali Poyrazoğlu’nun söyledikleri yanında.

Ali Poyrazoğlu’nu sevmeyen tiyatrocular var. Aralarında fısıldaşabiliyorlar ancak. Âsi Kuş oyunu ile ilgili yazdığım birkaç  twitin ardından aldığım mesajlardan biliyorum. Ama inanın seyirci Ali Poyrazoğlu’nu çok seviyor. Oyun bitince bunca yıldan sonra  tanışayım diye kızımla odasına gittik. Bize yer gösterdi yanında 15 dakika kadar kaldık. Sohbet edemedik. Zira seyirciler kitaplarını imzalatmak için  soyunma odasının kapısında uzun çok uzun sıra bir sıra yapmıştı. O akşam salonu dolduranların neredeyse hepsi oradaydı. Odaya girenlerin Ali Poyrazoğlu’na olan sevgilerini görmemek imkânsızdı. Oğlu Ali Poyraz ‘ın ismini dövme olarak koluna  işleten, Ali Poyrazoğlu’na sarılan, öpenler, onunla fotoğraf çektirenler. Hepsi de senin benim gibi insanlar. Ali Poyrazoğlu’nun o akşamki performansından sonra tanık olduğum bu samimiyet, hâfızamdaki o eski imgeyi sildi götürdü.  Karşımda ‘bilge’ bir insan vardı. Ona da söyledim bunu, daha önce bir başkası da söylemiş.

Âsi Kuş, üç bölümden oluşan  tek kişilik oyun(gösteri). Ali Poyrazoğlu birinci bölümde seyircinin tüm vidalarını yerinden çıkarıyor. Çok ustalıkla seyirciyi korumasız bırakıyor. Artık o ne derse O!  İkinci bölüm bir konferans. Bence biraz uzun ama Ali Poyrazoğlu bilimsel bir konuyu espriler katarak ve ilgiyi dağıtmadan anlatıyor, seyirciye ertesi sabah uyandığında yeni bir insan olma ruhu veriyor. Üçüncü bölüm ise ünlüler geçidi gibi. Zeki Müren ile ilgili bir anısını anlattı, inanamadım. Kendisine sordum, yaşanmış bir olaymış. Her üç bölümü birbirine bağlayan Carmen var. Carmen’den yola çıkıp sözü Âsi Kuş etrafında döndürerek seyirciyi birer ‘âsi kuş’ gibi salondan uçurması da Ali Poyrazoğlu becerisi. Ali Poyrazoğlu iyi bildiğini anlatıyor. Saatlerce konuşabilir, hissediyorsunuz. Anlatırken de çok dozunda zekice işlenmiş   politik eleştiri yapıyor. Muhtemelen oyunu her gece yeniden yazıyor. Dağarcığı çok dolu, içinden çekip çıkardıkları ile oyunun en başında yerinden oynattığı seyirci  vidalarını yağlayıp yerine takıyor. Parmakları arasında yumuşattığı oyun hamurundan yaptığı  heykelcikleri  her bir seyircinin cebine gizlice koydu gibi geldi bana.

 Arkasından ne derlerse desinler Ali Poyrazoğlu Türk Tiyatrosu’nun doruklarından biri. Ondan seyrettiğim oyunların, okuduğum kitapların, dinlediğim radyo programlarının benim hayat görüşümde –bunca yıldan sonra ayrımını tam yapamasam da- etkisi olduğunu biliyorum. Bu yazı, tüm onlar için bir teşekkürümdür.

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme