15 Ocak 2012 Pazar

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Arabesk Trajedi : Antigone (2012)

Tabancalardan çıkan mermilerin düşürdüğü perdenin arkasında henüz keşfedilmiş Göbekli Tepe’den bir sütun, Nemrut Dağı’ndan birkaç heykel başı, kısa kalmış bir antik kapı, üzerinde büyük kalmış bir “antik” kertenkele; metal kollu tekerlekli müdür koltuğu;  yere saplanmış “gölgesi güzel” kılıç; Zeki Müren’in sahne kostümü içinde Kreon; Moskova’dan bir Bolşevik, Diyarbakır’dan bir maraba, Mısır’dan bir çingene, İran’lı bir derviş, Hindistan’dan bir fakir, Bastille yolunda bir Paris’li, Robespierre, Danton, Che, Garibaldi, Gandi, Karacaoğlan, Kızılderili reisi, Olimpos eteklerinden toprak emekçileri ve tüm dünya halklarının işçileri; sare, atkı, entari, şapka, urba, üç etek, yemeni, Kürt şalı, Türkmen eşarbı,  Amerika’dan kot pantalon; boğuk sesli ve her tarafı boyalı bir kâhin, yanında “görüntü versin” diye duran bir çocuk;  pop star görünüşlü sesi de güzel oyuncu; çizme, çorap üstü sandal, bot, ayakkabı; ney, tef, kudüm, viyola, saz, davul; kireçli duvara çarpmış gibi boyanmış başlar; gümüş tabak, kristal sürahi, kristal bardak(biri feda edilecek); “son ve Kreon” lu kafiye… Daha ne desem anam daha ne desem! Seyirciyim, seyrederken “yuttum”, ama daha pek çok var, çoğunu unuttum!       

Oidipus’un doğumundan başlayan “masalefsane”; ölümüne neden olduğu iyi anlaşılsın diye babası Kreon’un eliyle “harakiri” yapan Haimon ve o “derin” metafor; “mıymıy” Teiresias; “hazırol”da asker selâmı veren uşak;  devamlı ağlayan Antigone ve İsmene; başkaldıran Antigone değil de diktatör Kreon “parlaklığı”; seyirci arasına neden  oturduğu anlaşılamayan danışman-koro başı; entelektüel görünümlü “koro” görevli haberci; aklına estikçe seyirci arasına saklanan nöbetçi; koro başı başlarında olmadığı için kendi kendine oynayan ve Broadway’den düşmüş gibi yapan “balkondakiler”; mikrofonda “1,2,3 ses ayarı” yapan ve bir daha görünmeyen resmi tarihin sesi; sesi her zaman beni vurmuş olan, neden öyle konuştuğunu anlayamadığım o cânım insan; döndüğü, durduğu yönü şaşırmış tüm kadro: Kreon ve korobaşı, sırtı seyirciye dönük ya da dönüp seyirciye bakınca ne, balkondakilere bakınca ne, nöbetçi seyirciye yaklaşınca ne, uzaklaşınca ne; mafya kılıklı iki gizli ajan; sadece bir sahnede arkadan düşen 3 kürek buğday(?) ya da çakıl ya da herhangi bir şey; “teknoloji de kullanırız” dedirtmek için dekor üzerine düşen kelimeler ve havai fişekler arasında kükreyen Kreon;  sıkışmış sahne trafiği yüzünden “yandan yandan” giriş; Nihat Doğan, Orhan Gencebay, Sezen Aksu, İlhan İrem olmaya özenmiş şarkılar. Hepsi bu kadar mı? Değil, vurulmasaydı İbrahim de katılacaktı koroya! Ama Aynur’u çıkarttık DT’nda ilk defa sahneye “hehehey” ile. Bu bir başlangıç. Her ne kadar Genel Müdür’ünün sözleriyle, (DT’nın) “amacı Türkçeyi en güzel şekilde seslendirmek, Türk kültürünü benimseyerek temel değerler üzerinde doğru yargılara varmasını sağlamak, sanat ve estetik duygusunu geliştirmek” olsa da..  Zeus’a yalvaran ama sonda tek Tanrı’lı dinin yasasına göre kaderci final; oyunda iki düşman kardeş bulunca, bu topraklarda akla gelen tek gönderme. Ama ne gönderme! İster gönder ister gönderme!

Ne zamandır aklımda, dizi seviyor bu halk, baksana “Keşanlı Ali Destanı”, “Fatmagül’ün Suçu Ne” çıktı yoldan kimse bir şey demiyor, yazarı, mirasçısı hayatta olsa bile, Sophokles mi bir şey diyecek! Adamın mirasçısı bile yok! Yap Antigone’den bir dizi kıvamında oyun; üçleme, olsun sana (dudakları büzüp uzatarak) 33’leme...” “Yerse”, anlamlı anlamlı sallarsın başını, çok şey varmış gibi içinde, “yurtsuz ve zamansız bir deneme!” (yazarın notu: Bence YERSİZ) Tutmazsa “ironi yaptım bu halk bunu hak ediyor, ayna tuttum yüzlere!” Çok sıkışırsan “Hindistan için yaptım bu gösteriyi” de. “Uluslararası algıya hitap ettim, ben bitirdim Türkiye’yi, bizimkini çoktan aştım bile!” Her lidere bir Teiresias lâzım da Teiresias için iyi bir yorum daha elzem.  Kâhin değil, akıl hocası, danışman mübarek. Bu Teiresias kime danışman?

Neyini beğenmezsin sen ey Melih denen cahil-i cühelâ! ‘Yüksek’ tiyatro bu! İnci gibi dizildi her sahne, oya gibi işlendi her ayrıntı. Asırlar birleşti bu oyunla. ‘Hehehey’ dedik ‘hehehey’, anlasana! Görmez misin nerelere ‘gönderildi’? Bak seyredeceği oyunu asistanına seçtiren ‘Türk büyüğü kalem’ nasıl beğendi, Kreon’u Kaddafi yaptı acele! Siyah giyimli adamların yanında zincir kullandık kelepçe yerine. Zincir mi kaldı deme!  Ne diyor Antigone ‘Ülkeyi böldüğü için kral oldu!’. Anladın mı hikmeti? Tekerlekli müdür koltuğunda ne derin bir anlam var! Hele kurşunla düşen epik perde! Anlamadın mı açılıştaki silah seslerini, yuh olsun sana! Kartalı sürüklüyor kâhin, anlasana! ‘Ölüyü öldürmek günâhtır’ dört kez tekrarladık, boşuna mı! Haberci, Rus enteli oldu şapkası, elbisesi ve gözlüğü ile. Koronun kelâmını da onun ağzına verdik söylesin diye lâf arasında. Trajedide bu bir ilk, haberciden koro, korodan haberci. Ama en ilginci, ‘bilgiç haberci’!  Nasıl ama Kreon’un, oğlunun bedeninden çıkarıp getirdiği, (Neden?) yerinde bırakmadığı ama yere bıraktığı bıçak ve  kırmızı şal! ‘Zeus soyundan geldiler hepsi unuttular Tanrı’nın buyruğunu!’ Bu yüzden başlarına gelenler! ‘Öldürmüyoruz, bizimle yaşamaktan men ediyoruz’ , ne kadar anlamlı! Kafiyenin en güzeli bizde:Ah ne acı  ne acı son, kendi âkıbetini hazırladı Kreon!’  En yeni ne varsa bizde! İşte Göbekli tepe! Daha dün ortaya çıkarıldı, sütunu bizde! Dekor ve kostümleri yapan  Ankara DT’dan transfer, Fırtına’da kostüm yaptı, Rus galiba. Oradan geliyor isyancı Bolşevik tadı!  Arada Fransız ihtilâlcisi de var, Urartu ile karışık, dağların soğuk ve sağlam esintisi de! Bu oyun bir devrim! Arabesk tadındaki müzikleri anlamadın tabii! Bu toprakların sesi, sentez, mozaik ne dersen de! Mehter eksik, oyun otursun koyacağız bir yerine. ‘Semazen’e yer arıyoruz, Hindistan turnesinden önce getireceğiz bir punduna! Kemençe, tulum ve sipsi  partisyonları, hazır olacak turne dönüşü! Kreon, iktidarı elinde zalimce tutandır! Padişah, imparator, diktatör, hükümdar, monark, şah, faşist, çar, mafya lideridir yani.’(Türk büyüğü kaleme göre Kaddafi!) Yanında halk vardı ama yalnız kalınca siyah elbiseli adamlar koyduk yanına, anlamadın, değil mi! Onun için ‘giydirdik’ öyle!  Geniş tuttuk ufkumuzu, alınmasın diye kimse! Çünkü biz dünyayı kucaklarız!  Ya iki kardeşin savaşı? İktidarı elinde tutan kardeş, koltuğu zamanında terk etmedi diye çıktı savaş  ama ona aldırma asıl kardeşin kardeşe düşmanlığıdır vurguladığımız! (İç ses: ‘Tüh baltayı taşa mı vurduk ne?’)  Al sana kısas:Tanrılar felakete sürüklerse birini, iyi gösterir kötü olanı’

‘Horoz öter ve dekor taşınabilirse’ (Türk büyüğü kalem ‘buruk’ ya, el attı ya konuya, umudumuz var) Hindistan’a turne yapacak bu oyun! Başka ülkeler sırada. Ayakta alkışlanacak çılgınca! Getiririz videosunu! Tiyatro tarihi görmedi böyle bir deneme! (y.n. ‘Ama Hindistan’a giden, gidecek mi Taksim’e?’) Tragedyanın yeni baştan yorumudur yaptığımız! Arabesk trajedi! Ağlayıcılar ‘bizim’; trajedinin içindeki acıyı biz çıkardık ortaya, bizden bir ögeyle, o öge ‘isot biberi’! Gör bak nasıl anlayacak arkadaşlarım, dostlarım! Sezon sonunda ödülleri alınca görürsün kim haklı kim tutuyor gücünü elinde, tiyatronun

Benim son sözüm: Türk gibi başladı o kesin ama bilmiyorum oyun nasıl bitti! Son replik ulaşmadan son sesine, Sophokles’i koyup çantasına, Melih arkasına bakmadan salondan çıktı gitti.

Melih Anık

Not:
Oyunda kim var kim yok, ismen yok bu yazıda. Zira seyrettiğim gün daha çıkmamıştı oyunun program dergisi, yetişmemiş açılışa. Bu ilk değildir daha önce de başıma geldi koskoca Devlet Tiyatroları’nda. Ben de protesto ediyorum böyle. 


Oyun 2012- Ocak ayında Üsküdar Tekel Sahnesi’nde sahnelenmiştir. Kadroyu öğrenmek isteyenler bu bilgiyle aradıklarını bulabilir, ya da şu adresten ulaşabilirler: http://www.istdt.gov.tr/turkce/oyunlar/oyun.asp?lngType=0&lngPlayID=371

1 yorum:

  1. Adsız
    Gönderdiğiniz yorumun yazımla aynı düşünceleri paylaşmasına mutlu oldum. Yalnız olmamak teselli ediyor insanı.Teşekkür ederim. Keşke kendinizi 'belli' etmiş olsaydınız.

    YanıtlayınSil