9 Mart 2009 Pazartesi

“Maskeliler” - İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları / Kurnaz Yazar… ”Bukalemun” Metin…

Ödüllü Oyun(?)
Bileti aldığımızda oyunun ödüllendirildiğini bilmiyorduk. Ama salona giderken, oyunun, üzerindeki tartışmalarla gölgelenen Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri’nde “En Başarılı Oyun” seçilmiş olduğunu; oyun hakkında çıkan övgü dolu eleştirilerde de sezonun en iyileri arasında sayıldığını öğrenmiştik.
Genel olarak vurgulanan husus İsrailli bir yazarın, Filistin cephesine tarafsız ve insancıl bir duyarlılıkla baktığı idi.
Oyun sonunda bir şeyler eksik kaldı. Ama ne ?
Çıkışta kitabı satın aldık.(Mitos/Boyut) Oyunu okuduk. Kitaba eklenen notları da.. Kuşkularımızın somut temellerini anlama olanağını bulduk.
Ama bu oyun daha da temel bir soruyu koydu önümüze:
Bir oyunun yazılış amacı ne kadar önemlidir ? Tarihsel süreç içindeki oyunun yerini bilmek, yoruma nasıl etki eder ? Yazarın “duruş”unu bilmesek olur mu?
Maskeliler bu çerçevede “okursanız”, “maskesi” düşen bir oyun.
Yazar
Oyunun yazarı İlan Hatsor 1964 doğumlu. Yazar, ilk eseri olan Maskeliler’i reji ve tiyatro oyunu öğrencisi olduğu Tel Aviv Üniversitesi ‘nin birinci sınıfında 1990’da yazmış.
Oyun
Oyun,Filistin’li üç kardeşin arasında geçer. Kardeşlerden “Hain” Davut , ”Renksiz” Halit , “Komiteci” Naim, bir kasap dükkanının soğuk odasında bir araya gelir. Naim ,İsrail ile işbirliği yaptığından kuşkulandığı Davut ile son bir görüşme yapacaktır. “Hain” olmadığını Davut’un ağzından duymak istemektedir. Böylelikle Davut’u sorgulamaya/cezalandırmaya gelecek olan komiteci arkadaşlarına, Davut’u gönlü rahat bir şekilde teslim edecektir. Olay , geçmişte yaşananların hatırlanması ile aydınlanan gerçeklerin çevresinde yaşanan gerilimli anlar ve dialoglarla anlatılır.
Maskeliler, ilk bakışta aile içi hesaplaşma gibi görünen bir oyundur.
Tarihi Çerçeve
Anlatılan olayın perde arkasında ise başka bir gerçek vardır.
İşgal altındaki bölgelerde İntifada’nın başlangıcından itibaren Filistinliler içinde 400 den fazla Arap kendi insanları tarafından öldürülmüştür. İsrailliler ile ortak çalıştıkları için işbirlikçi damgası yiyen ve balta darbesi veya bıçaklanarak öldürülen Filistinlilerin sayısı İsrail kurşunlarına kurban gidenlerin sayısından daha fazladır. Çoğu kez korkunç işkence görmüş cesetler, İsrail’deki pek çok kişinin gözünde,ezilen Arapların daha iyi bir muameleyi,hele bağımsızlığı hiç hak etmediklerinin,çünkü enikonu “canavar” olduklarının etkili bir kanıtı sayılmıştır.
Oyunun adı maskeli direnişçilerden kaynaklanarak Maskeliler olarak belirlenmiştir.(Kitaptan özet)
Hatsor, Araplar için değil İsrailliler için bir oyun yazdığını belirtir. Oyunu yukarda anlatılan tarihsel çerçeve içinde okursak, yazarın, salt İsraillilere değil tüm dünyaya bir mesaj vermeye çalıştığını görürüz. Bir oyun, tarihi algılamayı yeniden “yazmakta” , “pazara” sunmaktadır. Seçilen mekan da canavar(?) Filistinliler için çok uygun: Kasap dükkanının soğutma odası..
Pazarlama Paketi(!)
Bu oyunu pek çok zarf ile “paketlemeniz” mümkün:
“Yüzyılımızın geleceğini belirleyen etnik çatışmalar…”
“İdeolojik ilkelerin derinliği…”
“Ortadoğu gerçeğini aralayan pencere…”
“İçimizdeki Filistin…Hayatta kalabilmek için yapılan uzlaşmalar nerede son buluyor, işbirlikçilik nerede başlıyor..”
“…tarihsel bağlamların dayattığı daha çok sadakat ,dürüstlük,fanatizm arasındaki barbarca etkileşim olgusunun zaman kavramının ötesine taşınması….”
Bunlar sizi kandırmasın..
Karşımızda “kurnaz” bir yazar var. Ve de işbirlikçinin, komitecinin olduğu dünyanın her köşesine uyarlanabilecek “bukalemun” metin. İsimlerin yerine başka isimleri getirin yine “iş yapar”.
Yazar, oyunu, Filistin, İsrail kelimeleri ile “çerçevelemiş”… İçine biraz da “insancıl” tablolar katmış ve pazara sunmuş.
Her şey bir görüntüden ibaret. Maskeliler , çıkış noktasını sakladığı için dürüst olmayan bir metindir. Hem Musa’ya hem İsa’ya yaranmak amacında olan bir oyun.
Tarihsel çerçeveyi çizemeyen (belki de özellikle kaçan) ; ortadoğu coğrafyasındaki soruna bakarmış gibi yapan ama onu tutturamazsa “insancıl”(?) söylemi deneyen sığ “ilk oyun”...
Ayrıca yaklaşık 19 yıl önce o dönemin gündemine uygun yazılmış olduğundan “eskimiş” bir oyun. Ortadoğu coğrafyası için “dün” bile eski.
“İnsanlarım, ah, Benim İnsanlarım…..”
Bu oyunu beğenenlerin siyasal yelpazedeki konumu çok da farketmiyor. Nedense herkes ayni pencereden bakıyor. İçinde Filistin geçti , içlerindeki haini , Filistinli kendi elleriyle cezalandırdı diye bir heyecan yükseliyor ki , bu kadar “naif”liğe hayret ediyoruz.
Salonu dolduran “hain sevmeyen” benim iyi niyetli seyircim oyunu ayağa fırlayarak alkışlıyor ; eleştirmenim oyunun çerçevesini görmezden gelerek hiç de hak edilmemiş övgüleri düzüyor, ödüller veriyor ; yönetmenim ve oyuncum da bu oyundan şaşırtıcı bir yorum çıkarıyor.
Şu açık ki salonu dolduran seyirci, sulandırılmış bir konudan çıkarak, kendi duygularını seslendirme olanağını, alkışları ile kullanmaya ; kendi bütünleşmesini “yanlış” alkışların müşterek sesinde bulmaya çalışıyor.
Levent Üzümcü, oyunun sonundaki selamda uzun bir süre “komitacı” bakışlarını muhafaza ederek salonu tarıyor gözleri ile. Bu hareket, yönetmenin, seyirciyi de olayın içine alma çabası içinde salonu tarayan ışıklar ve siren seslerinden güç alıyor sanki.
Oyun sonunda “renksiz” kardeşin, herhangi bir “bilinçlenme” belirtisi olmadan salt duygusal nedenler ve düşmana terketmemek amacıyla hain kardeşi öldürüşü bile bir zafer gibi alkışlanıyor. Filistinlileri birbirine düşürenler, bölenler nerede?
Yönetim, Oyuncular, Dekor,Kostüm…
Yönetmenin , oyunu ,yazarın kurguladığı gizli “oyun”dan kurtarıp doğru yerine oturtması ne iyi olurdu. (En iyisi bu oyun seçilmeseydi ya..) Örneğin Filistin’den, İsrail’den hiç bahsetmese idi. Yazarın tarifine inat mekanı bir çiçek bahçesine dönüştürüp,oyunu, insani temaları vurgulayarak , bir “adagio” eşliğinde sahnelese idi de kurnaz yazarın oyununa gelmese idi.. Örneğin olaya, bir ana yüreğinden baksa idi keşke.
Yönetmen Taner Barlas “duruşu” olan dürüst bir tiyatrocu. Ama program dergisindeki “Neden insanlar süslü maskeleri arkasında gizlenip, gerçek kimlikleri ve amaçları doğrultusunda davranmıyorlar?...Çevrenizdeki maskelileri tanıyın ” çağrısını hiç anlamadık. “Maskeliler” aslında direnişçiler için yapılan bir adlandırma..
“Süslü maskeler arkasına gizlenerek” “Gerçek kimlik ve amaç doğrultusunda davranmak” nasıl olacak?
Çevrede tanınacak olan maskeliler ile oyundaki direnişçi olan maskeliler arasında nasıl bir ilişki kuruluyor?
Bu ifadedeki karışıklık oyunun yorumuna da yansımış galiba…
Cümlede dil yanlışı var ve anlam kayması olmuş gibi.
Önerimiz Barlas’ın yukarıdaki ifadeleri yeniden gözden geçirmesidir.

Üçünü de tv dizilerden de tanıdığımız oyuncuların ( Serdar Orçin, Levent Üzümcü, Mehmet Gürhan) dizilere gönderme yapmayan oyunculuklarını takdir ediyor, alkışlıyoruz . Onlar yönetmenin bakış açısını iyi oyunculukları , sahne sempatileri ile iyi yansıtıyorlar.

Mekan kitapta “kasap dükkanının soğutma odası” diye tarif ediliyor. Kasap dükkanı ,bıçaklar ve doğrama tezgahı yazarın gönlünden geçene uygun olmuş.Dekoru kendi başına titiz bir çalışma ve başarılı bulmuş olsak da yukarda da belirttiğimiz tarihi gerçek nedeniyle beğenmedik.

Kostüm karakterlere çok uymuş. Ufak aksesuarlarla doğru çağrışımlara götürüyor.

Işıklandırma yapılırken renk değişimleri ,spot yerleşim planında düşünülmüş ama etkisi yeterli değil. Tiyatromuzda, ışığın salt spotlarla yapılan bir iş olmadığı ; kostüm, dekor vb. malzemenin seçiminin de bütünsel ve anlamlı bir ışıklandırmanın temeli olduğu çok da anlaşılmış değil. Yansımanın yarattığı etki dikkate alınmıyor.

Oyunun yazıldığı 1990 dan bu yana, dünyalar değişti . Umarız Hatsor da değişmiştir.

Hatsor’u tanımaktan memnunuz (!?)

Melih Anık

Kaynak: Maskeliler- İlan Hatsor- Mitos/Boyut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme