27 Kasım 2014 Perşembe

ODA Tiyatrosu- Kaan Erkam‘dan ‘Tek Gecelik Aşk’

Normal koşullarda  bu oyunu seyretmezdim. Bu oyunu bana seyrettiren bir tesadüf.

Bir oyuna gittim. Oyun arasında salondan çıkmadım. Arkamda oturan ve sanırım devamlı  not tuttuğumu gören  bir genç kadın bana bir soru sordu.  Biz konuşurken dışarıdan genç bir  adam geldi, o genç  kadının yanına oturdu. Konuştuk. Oyuncu olduklarını öğrendim. Kişilikleri bana  güven verdi, ne yaptıklarını bildiklerine inandım.  Oda Tiyatrosu’nda  Kaan Erkam’ın bir oyununda oynuyorlardı. Ayrıca Tiyatro Antre’de oynadıkları  ‘Gitmek’ isimli oyunu da Oda Tiyatrosu’nda sunuyorlardı.  İsimlerini sordum, Sibel Salihoğlu, Özay Özgüler, isimlerini not ettim. Tiyatro heyecanlarını  sevdim. Onları  Kaan Erkam’ın oyununda seyretmeye karar verdim.

Oda Tiyatrosu’nu ve sahibi Kaan Erkam’ı duymuştum, internetteki videolarından tanıyordum.  ‘Tek Gecelik  Aşk’ isimli oyun münasebetiyle  ‘Sonunda tanıştık’. Kaan Erkam’ın imzalayıp bana hediye ettiği ‘Tabusuz’ isimli kitabının ilk sayfasına yazdığı not ‘Sonunda tanıştık’tı.

Eve dönünce kitabı hemen okumaya başladım. Oyun sonunda Kaan Erkam’ı  tanımaya başlamıştım, hikâyeleri ile de tanımak istiyordum. Gerçi oyun öncesi gözlemlerim oyun sonrası onunla yaptığımız ayak üstü sohbet onun hakkında bana bir şeyler söylemişti ama emin olmak istiyordum (diyelim). Hikâyelerinde de oyunundaki soluk vardı.  Baştan başlayayım anlatmaya, Oda Tiyatrosu’na girişimden.

Oda Tiyatrosu çok iyi  bir yerde. Mecidiyeköy’de ‘Trump Tower’ı dik kesen bir sokağın üstünde. Evden çevrilmiş bir tiyatro mekânı. Evin bir odası ofis, bir odası  bekleme salonu . Evin salonu da tiyatro salonu olmuş.  50 kişilik bir salon. Sanırım görmediğim ve kulis olarak kullanılan bir odası daha var. Bekleme odasının duvarlarında oyun fotoğrafları asılmış. Bir köşede sıcak çay, kahve alabileceğiniz ısıtıcı var. Yanına kumbara konmuş, kendi çayını kahveni alıp listede gösterilen  fiyatı kumbaraya atıyorsun. Çok özenilmiş bir salon değil ama bir rahatlık var ortamda. Bekleme salonundaki tüm yerler dolu idi. Ayakta olanlar, devamlı girip çıkan farklı kişiler oluyordu sürekli.  Koridorun nihayetindeki gişe tezgâhı çevresinde ayakta hararetli sohbetler yapılıyor. Konuşmalara bakınca anlıyordunuz ki bu insanlar orada bu gece karşılaşmışlar. Ama hemen tiyatro dostluğu başlamış.  Eposta adresleri, telefonlar alınıp veriliyor. Kaan Erkam her yere yetişiyor. Herkesle konuşuyor. Herkes herkesle sözle değilse bile gözleriyle konuşuyor. Beni çok şaşırtan bir tiyatro ortamı. Gözlüyorum. Bu insanlarda gözlediğim, samimiyet. Bilgiçlik yok, ukalâlık yok. ‘Kitap okumaktansa tiyatroya gelir seyrederim’ diyor biri. Oyunlar  tavsiye ediyor. Tiyatroya götürmek için grup organize edermiş.  Daha önceden ismini duyduğum, tiyatro tutkunu bir bey,  365 günde 281 gece oyun seyretmiş. Bazı oyunları beş  kere seyretmiş.  Facebook’da sayfa yapmış, günlük tiyatro programları bilgisi veriyormuş. Ama o yalnız değil bir başkası daha var oyunları beş kez seyretmiş olan. Rekorlarını konuşuyorlar. Bir diğeri halk jürisinden. Bir genç kız kitabını okuyor. Erkam ona kitabını hediye ediyor. Bir kadın, Kaan Erkam’dan iki büyük koli kitabı alıp arabasına götürüp geliyor,  şirketinde satacakmış. Salona geçiyoruz .Yerime oturduğumda salonda  Türkiye yelpazesi görüyorum. . Oyun başlama anonsu da çok ilginç. Birkaç kişi geç kalmış, oyun başladıktan bir süre sonra salona giriyor. Başka zaman olsa homurdanacağım bu durum beni hiç rahatsız etmiyor. Yanımda oturan genç kadın, Kaan Erkam’ın oyunculuk derslerine gelmiş. Kaan Erkam salonun en arkasında oturuyor. Birazdan soluklarını ve kahkahalarını birbirine karıştıracak bu insanların arasındaki ortak duygunun adı tiyatro. Bunu mümkün kılan  Kaan Erkam kim, nasıl bir tiyatro yapıyor? Kim olduğu da önemli tabii ama yaptığı  tiyatro değişik, üstünde konuşulmaya değer. Bu kadar farklı  ‘dünya’yı  tiyatro ile birleştirebildiğine göre bir bildiği var.

Kaan Erkam(1965) kendini http://kaanerkam.com/ben-kimim-2/ adresinde ‘Ben Kimim’ başlığı ile anlatmış. Merak eden gitsin okusun. Ben işini  ciddiye alan ama hayatı da çok ciddiye almayan bir adam gördüm. Keyif adamı olduğunu söyleyebilirim.   Tiyatroyu kendi kendine deneyerek bulmuş. ‘Wiki’,  1988’de tiyatroya başladığını söylüyor. Önce Ankara, 2000’den sonra İstanbul.. Denemeyi seviyor. KARIMLA EVLENİYORUM adlı oyununu sinema hileleriyle tekrar sahneye koymuş. OPERADAKİ HAYALET ÜZERİNE BİR FANTEZİ adlı oyunla 48 saat sahnede kalmış. 2005'de Guinnes’in isteği üzerine 24 saatlik tek senaryolu oyunu sergilemişler. Kaan Erkam, Soner Olgun'u  izlerken aklına gelen  Meyhane isimli oyunu bir gecede yazmış.’ Yeni Rakı’  sponsorluğunda sahneye koymuş. 1992 yılında, yıllardır tuttuğu notları  hikâye olarak kitap hâline getirmiş. O günden bugüne pek çok kitap, oyun yazmış. Motor tutkusunu herkes biliyor. Şişli’de kaliteli şarküteri ürünü satan yerin adresini benim gibi 40 yıllık bir Şişliliye tarif etti. Bilmiyordum öğrendim.  Tiyatrocuların pek azını seviyormuş, bu konuda anlaşıyoruz. Orhan Pamuk’tan hiç hazzetmezmiş, bu da ortak yanımız.  Üstün Akmen hakkında aynı şeyleri düşünmüyoruz. Ama bu birbirimizi anlamamıza engel değil. Ben Kaan Erkam’ı anlamaya çalışıyorum.  O da beni anlar sanırım.

Kaan Erkam, oyunu seyrettiğim akşamın ertesi günü Van’a ‘Meyhane’yi götürdü. 580 bilet satılmış oyuna. Meyhane, hatırladığım kadarıyla bazı tiyatrocuların tepkisini çeken bir oyun. Sadece internetteki videolarını  seyrettiğim için söyleyecek fazla bir sözüm yok. Ama bunun bir başarı olduğunu söylemem gerek.

Kaan Erkam, Oda Tiyatrosu’nda Perşembe akşamları ünlü tiyatrocuların konuşmacı olduğu sohbet toplantıları düzenliyormuş. Ben, tümünü yayımladığı Yücel Erten söyleşisini izledim.  Pazar akşamları da eski ünlü müzikaller seyrediliyormuş. O akşam giriş ücreti almıyormuş ama gelenlerin, salonun ihtiyacı olan bir şeyleri(paket çay, tuvalet kâğıdı vs..) getirmesi gelenek olmuş.

Kaan Erkam’ın  Tek Gecelik Aşk’ını,  Ferdi Merter,  tozlu arşivden çıkarmış. Sokağa çıkma yasağının olduğu yıllarda yazılmış bir oyunmuş. Oyun , kadın-erkek ilişkileri üzerine. Ben bu tür oyunları pek sevmiyorum ama toplum çok seviyor. İnce esprileri olan bir oyun. Seyircinin reaksiyonları  oyundan keyif alındığını gösteriyor.  Kaan Erkam, kadın-erkek ilişkilerinde bir uzman. Konuyu, özneleri ve durumları  iyi bildiğini oyun metninden anlıyorsunuz. Toplumsal duyarlılığı da gelişmiş. Çevresine ölü gözlerle bakmıyor, bence ‘her şeyin farkındayım, ama..’ diyor.  Bu oyununda, ilacı şekere bulamış gibi.  Esas amacının eğlendirmek olduğunu düşünüyorum ama hayata karşı, toplumsal sorunlara karşı duruşundan vazgeçemiyor insan. O da lafın bir yerine bir şeyler sıkıştırıyor.  Sanıyorum ki o gece salonda olanlardan birkaç kişi ertesi gün Küçük Prens’i alıp okuyacaktır.

‘Kaan Erkam Tiyatrosu’ diyebileceğim bir türden söz edilebileceğini düşünüyorum. Bu İsmail Dümbüllü ruhu taşıyan, samimi bir tür. Halkı ‘seyirci’ yapabilecek, onların evlerinden çıkıp tiyatroya gelmesini temin edecek, seyrettikten sonra onlara  ‘anlamamış olmanın’ sıkıntısını  çektirmeyecek  bir tür. Tiyatronun atmosferi de bir arkadaş gibi kucaklıyor seyirciyi. Bu nedenle değerli buldum, yazmak istedim.

Oyunun yönetmeni Ferdi Merter, metinde durağanlığa yol açabilecek hususları  ufak dokunuşlarla canlandırmış. Oyunculuğu iyi yönetmiş. Ancak keşke dekor daha sade olsa idi düşünüyorum. Oyunun ihtiyacı bir yatak bir kanape. Sahnede olan diğer koltuklar olmasa da olurdu. Sahnenin gerisindeki perdenin siyah değil örneğin  kırmızı  olmasını tercih ederdim. Köşedeki ahşap(?) paravan  olmasaydı? Oyunun ilk başındaki anlatıcının replikleri  ‘oynanmasa’ da olurdu. Anlatıcının replikleri üzerine sözsüz oyun, anlatıcının uzun konuşmasını daha kolay  hâle getirmiyor. Oyunun ses, ışık tasarımını Veli Ülkü yapmış. Çok özel   olmadığını  düşünüyorum. Bir eksiklik yaratmıyor.

Oyun üç kişilik. Süreyya Sönmez, Sibel Salihoğlu ve Özay Özgüler oynuyor. Süreyya Sönmez’in renkli ses tonu ve canlı oyunculuğunun oyuna çok şey kattığını düşünüyorum. Sibel Salihoğlu ve Özay Özgüler’in oyunculuğunda, oyunun hemen başında, anlatıcının arkasından hissedilen enerji düşüklüğünü bence Süreyya Sönmez’in enerjisinin yüksekliğine bağlamak gerekiyor. Süreyya Sönmez’i biraz durdurmak gerekiyor belki de. Oyunun devamında anlatıcının rolü daha dengeli yayılmış olduğu için Salihoğlu ve Özgüler’in oyunculuklarının sıcaklığını, samimiyetini ve iyiliğini fark ediyorsunuz. Komedi oynamak susuşların hakkını vererek  ve seyirciyi kışkırtarak yapıldığında çok daha başarılı olur. Ben her üç oyuncuya da seyirciyle göz göze gelmekten kaçmamalarını, onları dinlemek için ara sıra durmalarını ve mimiklerini zenginleştirmelerini  tavsiye ediyorum. Sanıyorum o zaman, seyrettiğim akşamki başarı düzeyinin üstüne çıkacaklar. Onlarda bu yetenek var, yapabilirler.       

Salondan çıkarken yanımda oturan genç kadın ‘Nasıl buldunuz oyunu?’ diye sordu. ‘Çok sıcak, samimi, iyi de oynanıyor. Keyif aldım.’ dedim. Başıyla ve gözleriyle beni onayladı.

 Kaan Erkam ‘Burada en ucuz malzemelerle en güzel yemekler yapılır ve tadına doyum olmaz.’ , ‘Dünyanın en sahte dünyasına hoş geldin’ demiş. (http://www.odatiyatrosu.com/biz/) Oda Tiyatrosu’nda her şey sade idi ama samimiyet vardı, keyif alınan bir gece oldu ve sahtelik hissetmedim.

Normal koşullarda seyretmem’ dememeli.

Melih Anık

Oyundan kısa bir video:
Oda Tiyatrosu’nun internet adresi(Güncel değil ama..):

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder